Yol Günlüğü 5: Otostopla Ermenistan…

Sınırı geçmem tam 2 saat sürdü. Daha önce elektronik vize ile gelen hiçkimse ile karşılaşmamışlar. Gümrükte çalışan Rus gümrük görevlileri oldukça şaşkındılar. Ermenistan vizesi https://evisa.mfa.am adresinden 15 $ a alınabiliyor. Böyle yapınca pasaportta Ermeni vizesi olmuyor, dolayısıyla ileriki bir tarihte Azerbaycana yapacağınız bir ziyarette doğabilecek olası sorunları önlemiş oluyorsunuz.

DSC03926

 

Sınırı geçtikten hemen sonra yolun ıssızlığını farketmeye başlıyor insan. Rahatsız edici onlarca taksiciyi hızla geride bırakıp yürümeye başlıyorum. Az ilerlemişken yol kenarında kaçak mazot satan çocuk ve ona mazot temin eden iranlı tır şöförleri durdurup nereye gittiğimi nereden geldiğimi soruyorlar. Şöförler Azeri çıkmasın mı? :)  Hemen önce çaya buyur ediyorlar. Sonra da benim yerime yarım saatte bir tek tük geçen tırları durdurup otostop yapıyorlar.

O gece pek az boş tır geçti. Geçen birkaç tır da yol üzerinde uyuyacağını bahane ederek kabul etmedi.

DSC03927

Gün böyle batıyor sarp dağların arkasından… Araç bulamamam hiç sorun değil. Üzerimdeki ıslak kıyafetlerle uyuyacak yer aramama da hiç gerek yok. Mersinden inşaat malzemeleri taşıyan İran Azerisi şöförlerin misafiriyim bu gece.

DSC03928

Sınırın diğer tarafındaki İran İslam Cumhuriyetine selam ederek, içmeye önce şarapla başlıyoruz. Sonra meşhur ermeni konyağı ardından da Bira geliyor. Bira ile şarabın tadı hiç güzel değil, ama konyak hepsini telafi ediyor.

DSC03929

 

Gece yarısı yanlarında Türkiyeden beri taşıdıkları acı biberlerle bir de menemen pişirmesinler mi?

O gece nasıl uyuduğumu pek hatırlamıyorum. Hasırın üstünde sızıp kalmışım. :)

Ertesi gün sabahın ilk saatlerinden öğleden sonraya kadar otostop yaptım. Sınırı geçen araçlar tam önümde sigorta yaptırmak için sıraya girmek zorunda olduklarından aslında oldukça iyi bir otostop noktasıydı. Ama hem zaten çok az araç geliyordu hem de boş araç neredeyse hiç yoktu. Sınırı geçen iranlı kadınların yaptığı ilk şey özgürce giyinmek, erkeklerin yaptığı ilk şeyse buz gibi birkaç gerçek birayı 2 katı fiyatına da olsa alıp, hemen oracıkta içmek. :) En azından ben de bu sırada sohbet ettiğim şöförlerle bol bol bira içiyordum.

Saat 1 gibi artık sıcaktan pes edip, azeri şöförlerin, klimaları için çalıştırdıkları tırın içine geri döndüm. Dinlenmeyi umarken Çılgın Dershane Kampta gibi bir film izlemek zorunda kaldım. Filmi o kadar eğlenerek izliyorlardı ki, bir şey söylemek pek uygun olmazdı.

Daha sonra tır parkına ilk defa İran yönünden 3 tır geldi. Muhakkak Erivana gidiyor olmalıydılar. İçlerinden en genç olanının yanına gidip, İngilizce konuşmaya başladım. Türkiyeli olduğumu anlayınca Türkçe konuş abi” dedi. Kazakistanlı birisiyle Ermenistanda Türkçe konuşarak anlaşmak. :) Çinden Erivana giysi taşıyorlarmış. 2 haftadır yoldalar… Biz yol üstünde bir yerde konaklayacağız ama tabi seni de götürelim diye cevap verince 24 saatlik bekleyiş sona erdi.

DSC03934

 

Daha 2 km gitmeden tırın çıkmakta zorlandığı rampalar başladı. Yol sık sık heyelanla kesilmişti. Böyle yerlerden birinde yolda kalarak 3 saat bir çekicinin yardıma gelmesini bekledik. Yol dün bu hale gelmiş gibi görünüyordu, ama meğersem 3 aydır bu şekilde açılmayı bekliyormuş.

DSC03938

 

Bu ıssız yola çadırsız, çantasız, ıslak elbiselerle iyi ki çıkmamışım diyorum yol boyunca…

DSC03940

 

Yol boyunca sık sık küçük göller ve nehirler var…

DSC03941

 

Ağaçlar yolun üzerini öyle bir kapatmış ki, içeriye bazen güneş bile sızamıyor.

DSC03942

 

Gün böyle batıyor dağların ardından… Bu sınırı geçtiğimden beri ikinci gecem ve hala Erivana varabilmiş değilim.

 

DSC03947

 

 

Irandan sonre Ermeni mutfağı o kadar güzel ki… Yemekler, soslar bizimkilerle inanılmaz benzer, ve hatta aynı. (Ama Ermenistanda küçük bir markette bile en acı soslara ulaşabilmek ve 6 çeşit farklı ketçapları olması beni kıskandırmadı değil.)

Sofrada ise yok yok… Yediğim, en güzel pişirilmiş koç eti, alabalık, her türlü meze, ve ve en önemlisi, %70 oranında alkol içeren, ev yapımı Dut Arakı… Tadını sormayın.

Resimde soldaki Almati da yaşayan bir Rus, ortadaki ve sağdaki sovyetler zamanında Gürcistandan zorla Kazakistana göç ettirilmiş Ahıska Türklerinden.

Gece dut arağı ile iyice rahatladıktan sonra, derin bir uykuya dalıyorum.  Tırların içerisinde standart olarak iki yatak bulunması harika bir şey.

DSC03950

 

Ve nihayet, ertesi gün de sabahtan akşama kadar gittiten sonra, güneş battıktan sonra Erivana varıyorum. Teneke evlerle dolu köylerden ve çukurlarla dolu, sık sık kapanmış berbat bir yoldan sonra, 6 şeritli caddeler, göz alıcı mimari, ışıklandırılmış sokaklar, klasik müzik ve su gösterisi… Arek, Erivandaki hostum beni karşılamaya geliyor. Birkaç farklı kişinin telefonundan kendisini aradıktan sonra sonunda saat kulesinin altında buluşuyoruz.

DSC03952

 

Arek ve Sarkis Halepte yaşıyor. Arek aslen Maraş, Sarkis de Diyarbakırlı. Hiç tanımasan dış görünüşden Arekin Maraşlı Sarkisin de Diyarbakırlı olduğunu rahatlıkla tahmin edebilirsin. İkisi de çok iyi olmasa da Türkçe konuşabiliyorlar.

DSC03957

 

Arek CS de son derece aktif. Evi sürekli misafir dolu. Ev dediğin böyle olmalı. Eğer sen dünyayı dolaşamıyorsan, izin ver dünya seni ziyarete gelsin.Soldaki ise Araz, Beyrutlu bir gazeteci. İş için kısa süreliğine Ermenistanda.

DSC03958

 

 

Mermerden yapılma saatler çok güzel duruyor. Mermer dolu ülkemde bunu neden hiç görmedim merak ediyorum. Zor bir fikir de değil aslında.

DSC03962

 

 

 

Arek bir röportaj yapmaya ayrıldıktan sonra şehri tepeden gören bir parka gitmeye kadar veriyoruz. Erivanda toplu taşıma iran kadar ucuz. Dolmuş neredeyse 35 kr. Ama iki gündür otostop anılarından bahsediyordum, şehir içinde de olsa otostopla gitmemek olmazdı. Biraz yürüyüp uygun bir noktaya geldikten sonra oldukça güzel bir toyota jip durdurarak, Arek ve Harut un da ilk kez otostop yapmalarını sağladım. Çekindiklerinden aracın içinde hiç ermenice konuşmadılar. :D Ben iki kelime Rusçamla biraz iletişim kurarak en azından nereye gittiğimizi anlattım.

Harut da aslen Adanalı. Zaten Areklerde kaldığım süre boyunca bir tek doğu ermenistanlı ermeniyle tanışmadım. :)

DSC03965

 

Parklarda neden silah sergilerler ki? :)

DSC03972

 

DSC03976

 

Ermenistanlı aktörler. :)

DSC03974

 

Şehir merkezine geri dönerken 15 dk otostop yaptık, duran 3 araba da gizli taksi çıktı. Araba durduktan sonra özelikle taxi mi değil mi sormak gerekiyor. Çünkü Ermenistanda her araba taksi olabiliyor. Sonunda son model bir mercedes durdurdum, bunun taksi olamayacağından oldukça emindim, şehir merkezine gidiyorsan bizi de götürebilirmisin diye sordum, tamam dedi, bindik, 2 km sonra adamın taksi olduğu ortaya çıktı, biraz tartıştıktan sonra 2 tl gibi bir şey vererek  inip, merkeze kadar yürüdük.

DSC03977

 

Akşam başka gençlerle de buluşarak birlikte bara gittik. Afrika ve Antartika hariç dünyanın her kıtasından Ermenistana gönüllü yaz kampı için gelmiş 15-19 yaşları arasında çocuklar. İçlerinden bazıları Ermenice konuşamasa da herkes Ermeni.

İstanbullu olduğumu söyleyince, başlangıçta kimse Türk olduğumu düşünmüyor. Beni de Ermenice öğrenememiş, birazcık asimile olmuş diaspora Ermenilerinden sanıyorlar. Ama sonra barda Arek sayesinde bütün kadehler bana ve dostluğumuza kalkıyor. Bir süredir konuştuğum arkadaşlar Türk olduğumu öğrenince çok şaşırıyorlar.

DSC03978

 

 

Bir ülkede alkol ve sigara bu kadar ucuz olmamalı! Ermenistanda bir paket Marlboro 2 tl, 1 lt bira 2,5 tl ye denk geliyor. Barlar da son derece ucuz.

DSC03981

 

Bar kapandıktan sonra, parti Areklerde sabaha kadar devam ediyor.

DSC03984

 

Burası da adını sık sık duyduğunuz “soykırım müzesi”.

DSC03991

 

Osmanlı dönemine ait Ermenilerin de yoğunlukla yaşadığı bölgelere ait kartpostallar…

DSC04039

 

Müzeden sonra gerçek Ermenistanda dair daha iyi bir fikir edinebilmek için Erivandan 20 km uzaklıkta bir başka arkadaşı ziyarete gidiyorum. Daha önce Singapurdan Bangkoka tam da benden 1 hafta sonra aynı rotadan otostop yapmadan önce benimle iletişime geçmiş, rota hakkındaki tavsiyelerimi sormuştu. O günden beri de konuşuyorduk. Bu arada yolda 8-9 tane türk tırı gördüm. Bazılarının arkasında kocaman Türk bayrağı da vardı.

DSC04042

En soldaki Artyom, ev sahibim, Rus bir haber ajansı için çalışan bir gazeteci. Evi bütün mahalledeki gençlerin akşamları buluşma, oyunlar oynama noktası. Tabu benzeri, konuşmadan bir şey anlatma bir oyunu var mesela, saçma sapan şeyler yerine, kitap, film, tiyatro ya da opera tarif etmeye çalışıyorlar. Hiç adını duymadığım kitaplar, haberdar olmadığım operalar, tiyatrolar, filmler… Mafya diye oldukça komplike saatler süren başka bir oyun var. Oyunda herkesin dürüst olması, dakikalarca konuşması gerekiyor. Böyle bir oyunun birileri mızıkçılık yapmadan türkiyede bir yerlerde oynanıyor olduğunu hayal bile edemiyorum.

IMG197

 

 

Otostopçu arkadaşın evinde iki gece kaldıktan sonra ertesi sabah erkenden Gürcistana doğru yola çıktım. Önce; LA da yaşayan, kriz sonrası vatanına dönüp bir alman firması için çalışmaya başlayan finansçı bir arkadaşla 100 km kadar geldim. Şöförle iletişim kurabilmek bazen harika bir şey. Yol üzerinde birlikte kahvaltı yaptık ve beni yetişmesi gereken önemli bir toplantı olduğu halde vardığımız şehirde, otostop için uygun bir noktaya gelene kadar bırakmadı.

IMG198

 

Daha sonra  bir Land Rover durdurdum. Artık bunun da taksi olmasına imkan yok diye düşünürken, ne olur ne olmaz sorayım dedim. Taxi çıktı. Ama otostop yaptığımı belirttikten sonra atla işareti yapınca bindim ben de. O arabayla sınıra kadar belki bir 100 km daha geldim.

IMG200

 

Sınır bir kulübeden ibaret…

IMG203

Ermenistandan çıktktan sonra Gürcistan gümrüğüne gelebilmek için 2 km yürümek gerekiyor. Yağmur da başlıyor kısa bir süre sonra. Ama yemyeşil, etrafta yabanıl atların koşturduğu oldukça pastoral bir manzara içerisinde ıslanmak hiç de rahatsız etmiyor insanı…

Sonraki Bölüm: Gürcistan…

Yol Günlüğü 4: Iran; Kıyafet Devrimine Direnmek

rotam

Yolun ilk yarısını harika anılarla geride bıraktım… 6 hafta boyunca Ortadoğu ve Kafkaslarda aşağı yukarı 8000 km otostopla seyahat ettim. 6 hafta önce evden ayrıldığım 150 dolar pasaport parası, eve döndüğümde hala cebimdeydi. Yolun bir kısmında son derece cömert insanlar sayesinde yola çıktığımdan çok daha fazla para vardı cebimde aslında. Ama uzun süre hiçbir işime yaramadığı için harcayamadığım bu bir miktar para, çalınan çantayla birlikte gitti. Yanında gerçekten ihtiyacın olan şeylerden başka hiçbirşey taşımaman gerek.

Seyahat fotoğraflarını kısa notlarla birlikte anlatmaya kaldığım yerden devam ediyorum.

En son Şiraza kadar gitmiş Saadinin müzesini ziyaret edip hacılık görevimizi tamamladıktan sonra tam tersi yöne, kuzeye dönüş yoluna başlamıştık…

DSC03862

İran mutfağı hakkındaki düşüncelerimi Marjana anlattıktan sonra, mümkün olan bütün baharatları kullanarak, acı bir yemek yapmaya çalıştık. :) Sonuç azıcık da olsa acı bir yemek. Büyük başarısızlık. :)Bu denemeden sonra İran mutfağı hakkında ümidimi kaybettim.

DSC03864

Ertesi sabah erkenden evden ayrılarak, birkaç otostopla şehir dışına çıktım. Bu iş yaklaşık 1,5 saatimi aldı. Otobüsle 25-30 kr ile yarım saatte yapılabilecek bir yolculuk bu. Ama en azından çok iyi iki arkadaş edindim bu 1,5 saatlik süreç içerisinde.

DSC03866

 

 

Otostop yaparken kullandığım tek bir işaret var. A4 kağıdına kalınca yazılmış “20km” işareti…  Onu da ara sıra kullanıyorum tabi. Şirazın çıkışına yeni gelmişken bu işaretle otostop yapmaya başladım. Beş dakika içerisinde bir tır durdurmayı başardım. Doğruca Isfahana. 500 küsür km.

Şöför tek kelime ingilizce bilmiyor ama küçük liseli yeğeniyle zar zor da olsa anlaşabiliyoruz. İlk önce müslüman olup olmadığımı soruyorlar, “Ben Türkiyeliyim, Türkiyede insanlar müslüman” diye cevap veriyorum. Sonra arkasından hemen, sanki cevaptan tatmin olmamışlar gibi, “Şii mi yoksa Sunni misin?” diye soruyorlar. Sunni diyorum. Yüzler ekşiyor. Acaba gerçeği söylesem daha mı iyiydi?

DSC03872

Zamanım çoğunu içi buz gibi olan tırın içinde kitap okuyarak ve hatta biraz da uyuyarak geçirdim. Tır dondurma taşıyordu zaten. Aslında harika bir otostop deneyimiydi, tabii ki yol boyunca Hz.Ali ile ilgili vaazlar dinleyen Şii şöför yolculuk sonunda benden para istemeseydi.

Önce daha çok karşılaştığım bir durum olduğu için, bana para vermeye çalıştığını sandım, teşekkür ederim, gerek yok falan diyordum ki bir anda aslında benden para istediğini farkettim.

-”Pul Nedaram” Farsçada “Para yok” demek. Bu kelime her dilde ilk öğrendiğim hayat kurtarıcı bir şey. Yalan söylemiş de olmuyorum hem. Paraya ihtiyacım yok.

DSC03873

Isfahanın en güneyindeyim. Şehir kuzeyden güneye doğru dev gibi yayılmış. Bu fotoğrafı çekerken şehrin kuzeyine ulaşmanın ne kadar zahmetli olacağından hiçbir haberim yok.

Önce bir azerinin kullandığı araç duruyor. İçeride bir aile var! İlk defa.

Daha sonra 20 dk güneş altında otostop yaptıktan sonra bu böyle olmayacak diyerek yürümeye başladım. Otogarın önünden otobana çıkarak kenardan yürümeye devam ettim. İki defa kıyafetlerim yüzünden polis durdurdu. Kılık kıyafet kanununa aykırıymış şortlarım. İranlı olsaymışım 1 ay hapis yatabilirmişim. Bana göre kıyafetlerimde hiçbir sorun yok. Çıplak değilim, ya da üzerinde çıplak kadın resmi olan bir tshirt ile dolaşmıyorum. Güya, pantolonum olması gerekenden 1 karış daha kısaymış… 1 hafta boyunca özellikle isfahanda birçok kez polis tarafından durduruldum. Ama hiçbirşey bana 50 derece sıcaklıkta son derece rahat olan caprimi çıkarttırıp, pantolon giydiremezdi… Yabancı olmanın ve Farsça bilmemenin faydaları sadeysinde her defasında kolayca atlattım polisleri.

DSC03875

Sıcakta, ağır çantalarla yürümek… Çok yakında gideceğim yerler olan Tebrizin soğuk akşamlarını, Ermenistanın soğuk dağlarını hayal edip, bir nebze de olsa serinliyorum.

DSC03877

Bir süre sonra ileride giden sağ taraftaki tıra otostop yaptım. Şöför yine Azeriydi. Parasını verip beni otobüse bindirmek için o kadar ısrar etti ki, aracı terkettiğimde oh be, diye rahatladım.

Bu araçtan sonraki araçta soyulacağımı bilemezdim tabii. :))

Son derece güler yüzlü, sıradan bir şöfördü. Küçük araçlara bindiğimde sırt çantalarımdan büyük olanını arka koltuğa koyup, küçük olanını da yanıma alırım. Küçük çantada, pasaport, laptop, kitaplar, not derfterim ve hala yanımda taşıdığım pasaport haracı(250) vardır, büyük çantada ise genelde bütün kıyafetler, kamp ekipmanları, su, kuru yiyecekler… Bindiğim bu küçük ve sıradan araçla en fazla 5 km kadar gitmiştik üstelik. Ben olacaklardan habersiz, bol bol teşekkür ederek ayrıldım araçtan. Genelde ön kapıyı indikten sonra hemen kapatmam, arkadan çantamı aldıktan sonra kapatırım. Güya bu önlemin aracın gitmesini engelleyeceğini düşünürdüm. Daha kapıdan ilk adımımı atar atmaz, motora gaz verip, ben tam arka kapının koluna uzanmışken de patinaj yaparak uzaklaştı adam.

Ön kapı hala açık, uzanıp onu da kapattı az ileride. Ben şaşkın, giden arabanın arkasından “Teşekkürler” diye bağırdım.

Biraz ağır geliyordu çanta zaten. Daha önce Tebrizde birkaç saat beraber gezip sohbet ettiğim iş adamının çantama sıkıştırdığı 100 tl nin de büyük çantada olduğunu anımsadım. :) Bu parayı kullanıcak hiçbir yerim yoktu.

DSC03879

Artık sadece üzerimdeki kıyafetler ve 15 lt lik küçücük çantamla seyahat ediyordum. En azından otostop için iyi bir yerdeydim. (Şehrin çıkışına 10 km kadar yolum kalmıştı sadece.) Üzerimdeki 15 lt çantanın verdiği avantajla bir motorsiklete otostop yaparak şehrin çıkışına kadar geldim. Oradan da otobüs bekleyen insnaların hemen ilerisinden Tahrana giden bir kamyon buldum.

DSC03883

Tahrandaki ilk gecemi otostop yaptığım aracın beni akşam üzeri otogarda bırakmasıyla otogarda geçirmiştim. Bu kez Azeri arkadaşım Mesutlarda kalıcaktım. Sabah erkenden buluşup, bütün gün Tahranın her yanında bolca bulunan parkları gezdik. Kendisine artık gelmeyen tshirtlerden birisini bana verdi. Yolda neye ihtiyacın varsa o seni bulur.

DSC03890

Ab-ı Ateş parkı.

Iranda enerjinin ne kadar bol ve ucuz olduğundan bahsetmiştim. Bu sebeple olsa gerek ki, enerjinin bu kadar çok israf edildiği bir başka ülke daha görmedim. Bu parkta yakılan ateş ile sıcaklığın hemen birkaç derece arttığını hissediyorsunuz.

DSC03892

 

 

O gün bir CS buluşması da düzenlemiştim. Tahranda CS pek aktif değil. :) Sadece ikimiz vardık. Zaten Regular meetingleri de sık sık polis basıp dağıtıyormuş. Yabancılarla İranlıların, haremlik selamlık olmadan buluşması! Çok tehlikeli…

DSC03896

Ertesi gün Tebrize doğru yola çıkmayı düşünüyordum ki İstanbulda ağırladığım, Tahranlı arkadaşım aradı ve ısrarla kendisinde kalmadan şehirden ayrılmama izin vermeyeceğini söyledi. Hala kararsızdım ama evde bol bol viski olduğunu da duyunca arabasıyla gelip beni almasını söyledim. 1 gün de değil 2 gün kaldım hatta.

DSC03897

Tebrize doğru 650 km lik bir yolculuk. Tebrizde yine Murtazalarda kalıyorum. Son bindiğim araçtaki telefon ile kendisini arar aramaz bulunduğum yerden gelip beni alıyor hemen. :) Akşam yine bol bol sohbet ediyoruz. Ertesi gün ben daha fazla zaman kaybetmemek için Ermenistana doğru yola çıkıyorum.

DSC03899

Tebrizden Erivan Google Maps a göre sadece 520 km ve 7 saat…. Tarihteki en büyük yalan halbuki. Ben bu yolu nasıl olsa yarım günde giderim diyerek, herşeyi ağırdan alıyorum. Tebrizden öğle vakti ayrılıyor, yol üzerindeki şöförlerin bana göstermek istediği  yerlerde bolca vakit geçiriyorum.

DSC03900

 

Aras nehrine dökülen küçük bir nehrin üzerindeki inanılmaz şelale… Birkaç kurak ve çıplak tepeyi aştıktan sonra bu vaha karşınıza çıkıyor.

DSC03904

Böyle bir yeryüzü şeklinin nasıl olup da oluşabildiğini bir türlü hayal edemiyorsunuz.

DSC03909

Etrafta bir sürü piknik yapan insnalar var. Bütün sıcağa ve suyun güzelliğine rağmen üstünü çıkarıp suya giren tek bir kişi bile yok. Bu dağ başında ve nehirde bile tsirtsüz dolaşmak yasak çünkü.

DSC03919

Başlarım yasağa diyerek etraftaki kadınların şaşkın bakışları arasında üstümü çıkardığım gibi toprağın altından çıkan buz gibi suyun altına giriyorum.

DSC03920

 

İşte bu yüzden seyahat ediyorum.

DSC03924

Tek elbisenle suyun altına girmek aslında çok da mantıklı bir şey değilmiş. Bütün gün tüm kuru havaya rağmen ıslak kalıyor altımdakiler. Soyunup kurutabilmek için Ermenistana kadar beklemem gerekiyor.

Sonraki Bölüm: Ermenistan…

 

Yol Gunlugu 3: Iran, Yitik Sairler Ulkesi

Yuksekovada gercekten harika vakit geciriyorduk. Geleli 4 gun olmus olmasina ragmen Semdinliyi de ziyaret etmeden Irana gecmek istemedim.

DSC03594

Turkiyede ototopun ne kadar kolay oldugunu tekrar tekrar anlatmaa gerek yok. Artik 300 m icin bile otostop yapar olduk desem yeridir.

DSC03603

Semdinli yol ayriminda durdurdugumuz ilk aracla Semdinliye kadar 70 km geldik.

Yol muhtesem… Manzara buyuleyici.

DSC03604

Semdinlide iner inmez ilk cay davetimizi aldik. :) Biraz sohbet edip, gezilecek nereler var sorduktan sonra arkadasin yanindan ayrildik. Kayalar koyune gitmemizi tavsiye etmisti Biz de o tarafa dogru yola koyulduk.

Daglicadan sonra Semdinlinn de kucuk bir koy olacagini zannetmistim. Ama yaniliyormusum. 10,000 nufuslu buyuk bir yerlesim yeriydi Semdinli.

DSC03605

Irandan kcak mzot tasimakla ugrasan bir kamyonet ile(burada bu kamyonetlerden yuzlerce var)  biraz geldikten sonra piknige gitmekte olan bir gurup arkadaslarin arabasinadenk geldik.

Bize kayalar koyunde hicbirsey olmadigini, Semdilideki en guzel yerin piknik yapmaya gittikleri nehir kenari oldugunu soyleyip, piknige davet ettiler.

DSC03607

Biz de daveti geri cevirmedik tabi…

Harika bir piknikten ve enfes alabaliklardan sonra birlikte Semdinliye geri geldik, ve yine oradan durdurdugumuz ilk aracla Yuksekovaya donduk.(70 km) :)

Eve kadar en fazla 1 km bir yol vardi. Tabi ototop yaptik. Son model bir mercedes durdu, kanat -bira almislar evlerinin balkonunda barbeku yapmaya giden iki arkadastilar. Bizi de davet ettiler. Once zaten full dolu oldugumuzdn tesekkur edip kabul etmedik, sonra evin isiklarinin kapali oldugunu gorunce, ev sahiplerimiizin henuz iste olduklarini dusunup biaz zaman gecirmek uzere teklifi kabul ettik. Harika bir aksamdi.

DSC03611

Ertesi gun Tomiyle Sara Ankaradaki dugune etismek icin erkenden yola ciktilar. Ben ise Tebrize sadece 250 km uzaklikta oldugumdan ogleden sonra yola ciktim.

DSC03614

Buralarda sik sk gorulen toz hortumlari…

DSC03616

Esendere sinir kapisi su ana kadar gordugum en kotu sinir kapisiydi.

DSC03618

Turk tarafindaki tepeler Turk bayraklariyla ve ‘Ne Mutlu Turkum’ yazilariyla dolu oldugu icin iran da sanirim kendini ezik hissedip geri kalmamak icin Humeyninin resmini kendi tepelerine koymus.

 

DSC03620

Binanin turk tarafinda oturacak yer bile yokken iran arafinda telefon sarj aletlerinden su sebillerine kadar her sey var.

DSC03621

 

Bi yere kadar otostop yaptigim taksiyle gelip, sonra Urumiyeye giden bir kamyona bindim. Iranin bu bolgesinde de yogun olarak kurtler yasiyor. Ama Turkce de konusabiliyorlr.

 

DSC03623

Daha sonra Asuri birisiyle urumie disina kadar cikip tebriz yol ayrimina geldik. Orada bir kamyon gorup, bu kamyon tebrize gidiyor, dur suna seni de goturmeini soyleyeyim diyerek benim yerime otostop yapti abi.

DSC03622

Ben kamyonun yavas gidecegini dusunurken oldukca hizli gedik Hasan ile… Azerice ve Turkce ile anlasmakta hic gucluk cekmedik.

DSC03634

DSC03629

Hasan siir yazan, turku cagiran, yasam dolu cok ilginc bir insandi. Telefon numarasini birakarak Hazar kenarindaki koylerine israrlar davet etti.

DSC03637

Hasanin telefonuyla Tebrizdeki hostumu araip, bulusacagimiz yeri kararlastirdik. Hasana veda edip beni arabasiyla almaya gelen Murtaza tanistim.

Bir parkta biraz vakit gecirdik.

DSC03640

O gece saatte 150 km hizla son ses Metallica dinleyerek Tebrizin yollarinda dolastik…

Aksam evde birlikte yemek yedik, 5 yasinda turkce farsca ve ingilizce konusabilen ve surekli etrafta kosusturup bir seyler anlatan kizi harika bir oyuncuydu.

DSC03642

Ertesi sabah Murtaza ile birlikte ofise gittim, is arkadaslariyla tanisip sinirsiz cay esliginde sohbet edip kahvalti yaptik.

Pasaport cikarmak uzere yanima aldigim parayi bozduup, konsolosluga gittim.

DSC03645

Turkyede 350 tl olan asaport konsolosluklarda 250 tl. Suresi bitmek uzere olan pasaportumu ancak yurtdisindaki yeniletebilecek kadar param oldugu icin, pasaportu irandan amayi planlamistim.

Once kapida yarim saat belklettikten sonra bir de iceride benim pasaport alip alamayacagim uzerine tartismaya basladik. Hicbir soyledigi irbirini tutmayan konsolos yardimcisina kanunun ocak ayinda degistigini artik TC kimligi olan herkesin yurt disindaki konsolosuklardan pasaport islemlerini yapabilecegini anlattim.

Internet sitesiin acip ilgili yonetmeligi gostermeden ikna olmadi. Sonra gidip bir ust amirine iki defa bir seyler sordu.

En sonunda: pasaport cikartiriz ama bir ay sonra gelip alabilirsin, basvuru icin de yarin saat 1 de tekrar gel bugun cok isim var demesin mi… Bu kendi isini ilgilendiren kanunlardan bihaber sozde-konsolosluk guya orada turk vatandaslarina hizmet etmek icin var. Ama bizimkilerin hizmet anlayislari cok farkli. Bir de yurt disinda basiniza bir is gelmesi durumunda yasayacaginiz rezillikleri dusunun.

Konsolosluktan ayrilip, sinirimi hic bozmamaya alisarak, ofisin oldugu kapali carsiya otostopla geri dondum.

DSC03648

Murtaza ile birlikte ogle yemegi yeyip, sehirde gorulmesi gereken diger birkac yeri de gormek uzere dolasmya ciktim.

İran mutfagiin hayal kirici olduguu soylemeliyim. Bir kere aci ya da baharatli yemekten tek kelimeyle bihaberler. Onun disinda en iyi restoranlarda bile butun yemekler antep mutfagindaki birkac cesit yemegin basarisiz bir kopyasindan ibaret. Doguya dogru gittikce yemegin daima daha da iyilestigini sanirdim. Butun beklentilerim bosa cikti. :)

DSC03688

Olum canavarlari… Uranyum, ve ismini hatirlayamadigim cesitli kimyasal silahlar…

DSC03712

Sonsuz Ask… Blue Mosque nin 8 m kadar altinda 3000 yillik mezarlikta bulunan bu cift yasarken birbirlerini o denli seviyor olmalilar ki, oldukten onra da birbirlerine sarilmis bir sekilde gomulmek istemisler ve 3000 yildir da hala birlikteler…

DSC03715

Kim oldugunu tam olarak hatirlamiyorum ama Tebrizli unlu bir yazar oldugunu biliyorum.

DSC03722

Iranda Turkiyede oldugundan cok daha guclu bir bisiklet kulturu var. Yollarda sik sik bircok bisikletci goruyorsunuz, bunun yaninda bizim ulkemizde bolca bulunan cift amortisorlu karfur bisikletleri burada yok denecek kadar az.

Bu arada muzeleri gezerken tanistigim Kayserili bir isadami ile birlikte dolasip uzun uzun sohbet ettik. Bu iyi kalpli insanin yanindan ayrildigimda cantamin bir kosesinde 100 tl vardi.

Aksam murtazalarin arkadaslariyla piknige gidip, geceyi de onlarin yogun israrlariyla evlerinde gecirdim. Kahve esliginde gece yarisina kadar konustuk, turkiye hakkindaki yuzlerce sorularina cevap verdim. :)

 

DSC03726

Sabah murtaza tebrizden 350 km uzakliktaki Zanjan sehrine gidiyordu. Ben de onunla giderek Tahrana dogru otostopuma baslamis oldum.

DSC03728

Gise cikisindaki park yerinde ayrildiktan hemen sonra Erdebilli otomotiv muhendisi bir abiyle 400 km uzakliktaki tahrana kadar geldim.

DSC03731

Yolda birlikte yemek yedik, ve bol bol sohbet ettik.

DSC03733

Benzinin litresi 4000 Riyal! Ve bunun eskiye gore cok pahali oldugunu soyluyorlar. 4000 Riyal 60 kr gibi bir seye denk geliyor.

DSC03741

Bu nukleer enerji santrallerinden biriydi sanirim

DSC03747

Sehrin batisindaki bir baska sehre kadar 30 km giden 2 katli metro… Cift yon bilet 60 kr/4000 riyal. Metro istasyonunda yol sordugum cocuk akpilini benim icin de kullandi. Parayi odemek istedim ama kabul etmedi.

DSC03750

DSC03751

Humeyni meydanina gittim. Bir iki park, bir muze ve etrataki magazalari gezdim, Tahran ankaradan bile daha cirkin… O derece. Ankaranin hicligi ve anlamsizligini alin, sicakligi 30 dan 40 dereceye yukseltin ve insan sayisini da 5 den 15 milyona cikarin: iste size Tahran…

Aksama dogru beni evine davet eden adami aradim, telefona bir kadin cikti: yanlis numara. Bosverip shiraza dogru otostop yapmaya basladim.

DSC03753

Iletisim bozuklugu nedeniyle kacinilmaz bir sekilde aksam ustu birinin beni otobus terminaline birakmasila son buldu otostop maceram. Yolda tanistigim bir cocuk da beni evine davet etti, ama sonra annesini arayinca evde misafir oldugu ortya cikti. Otobus terminaline giderek kendime biraz sessiz bir kose bulmaya calistim. Ve kitap okuyarak uyudum.

DSC03754

Ertesi gun sabah 4 te metronun ilk seferini bekleyen kalabaligin sesleriyle uyandim. Megersem metronun girisinde uyuyormusum. Isgal ettigim koca bankta ben uzanmaktan vazgecinde yanimda acilan bosluga bir iki kisi oturdu. Iclerinden en genc olanina Otobanin yakin olup olmadigini sordum. Allahtan ingilizce konusabilen birisiydi. Cocuk afganistanliymis. Iranda dogup buyudugu halde iranin fasist poltikalari nedeniyle iran vatandasi olamamis ve her 4 ayda bir gidip para vererek gecici bir kimlik cikarmasi gerekiyormus. Her zaman ayrimciliga ugramis, her alanda dislanmis… Oldukc dertliydi. Uzun uzun sohbet ettik. niversite okumaya calisan 20 yasinda cok iyi ingilizce konusabilen hayat dolu bir cocuktu. Keske elimde olsaydi da onun turk kimligi alabilmesini saglayabilseydim dye dusundum. Dunku iletisim sorunlarindan sonra farsca birkac kelimeyi, arap ve latin alfabesiyle yazdirip,ingilizce karsiliklarini ogrendim.

Cantamda artik cok fazla agirlik yapan ve 45 derece sicaklikta hicbir islevi kalmayan uyku tulumunu ona hediye edip yola ciktim.

DSC03755

Tahrandan cikmam 4 araci buldu.

DSC03758

Bunladan ikisi Azeriydi. :) Ise giderlerken kahvalti icin aldklari pogocalari zorla sen bizim misafirimizsin diyere bana verdiler. :) Turk misafirperverligi…

DSC03763

Gecen yil bir ayligina Pattayaya gitmis ingilizce konusamayan icinde bes iranli cocugun oldugu bir arabaya bindim. Iclernden biri cok az azerice konusabiliyordu. Bana pattayada cektikleri vidyolarini izlettiler. Transeksuel oldugu her halinden belli bir adamla-kadinla yaptiklari seyler… Kahkahalarla guldum. Zavallilar neden o kadar guldugumu hicbir zaman anlayamayacaklar. :)

DSC03765

Indikten 5-6 dk sonra baska bir araba durdu. Ben Isfahan dedim, Kashgana gittigini soyledi, tavrindan yari yolda oldugunu anlayip arabaya bindim. Iranda otoban kontrolleri cok siki. Araclar 120 den hizli gitmiyorlar. Bu dam butun radarlarin yerlerini ezberlemis, o yuzden saatte 160 km hizla gidiyordu. Ustune bir de dinlenme tesislerinde avasladigi anda kenarda bekleyenlere korna caldigindan kendisini taksi sandim. Binerken param olmadigini soylemis oldugum halde yine de icimi bir korku saldi. Birkac defa aracin taksi olup olmadigini sorup param olmadigini tekrarlardim. En son istedigim sey iranda cok populer olan binlerce korsan taksilerden birine otostop yapip , yanlislikla bir taksiyle 300 km gelmek. Kashgani gectigi halde durmamasi da suphemi oldukca arttirdi. Adam Yazd yol ayrimindan donerken beni birakana kadar tam olarak emin olamadim. Yol kenarinda indikten sonra oyle bir rahatladim ki, colde biraz kendi kendime sarki soyleyip dans bile ettim.

DSC03766

Bu arada bende 100 m uzaktaki diger yolda giden bir kamyonu durdurmayi bile basardim, Onunla Isfahanin girisine kadar geldim.

DSC03768

Israrla beni arabalarina bindirmeye calisan onlarca taksiyi gecip otostop yaparak sehir merkezine geldim. Isfhanda kalmak istiyordum, ama henuz CSden bir yer ayarlamamistim. Sifresiz bir Wifi bulmak icin 1 saat dolandiktan sonra 30 istek gonderdim. 20 dk sonra ilk olumlu yanit gedi.

DSC03793

Dunyanin en buyuk kare alani olan Imam Square de br hali magazasinda calisan bir arkadasti.
Isfahan mimari acidan buyuleyici bir sehir ama ayni zamanda iranin en yobaz en tutucu sehri. Sehrin birkac yerinde kapri giydigim icin polis cevirdi ve her defasinda farsca anlamadigim icin pacayi yirttim.

DSC03785
Abedin calistigi hali-kilim magazasi muhtesem bir yerdi. Oradan gonulsuz bir sekilde ayrilip sehri gezdikten sonra mutlulukla geri geldim. Yilin bu mevsimi cok az musteri geldiginden butun magaza bizimdi. Icerde sureki cay kahve icip yemek yiyerek kucuk bir CS meeting bile uzenledik. IStanbulda karsilastigim Hasan ile tesadufen orada da karsilastim. Hapishane arkadasini gormeye gelmis ve kendisini bir CS bulusmasinin ortasinda bulmustu. Odadak’ butun herkes secimleri protesto ettikleri icin  1 haftadan  2 aya kadar degisik zamanlarda goz altinda tutulmuslar…

DSC03773

Daha sonra aksam internete girince gonderdigim 30 requestin 10 tanesinin kabul edilmis oldugunu gordum!

Gece Abed ve arkadaslari, tum gun boyunca cocuklara gicik gicik birsuru sorular soran geveze bir polonyaliya cok fena bir essek sakasi yaptilar. Cocuk altina yapti. Abartmiyorum.

DSC03795

DSC03798

Bir saat icinde evinde kalabilecegim 20 arkadas edinmis oldugumdan, iclerinden birini secip geceyi onun evinde gecirdim. Yalniz basima istedigim kadar kalabilecegim, 2 katli, genis, endustri boyutunda klimasi olan dev bir villaydi. Ertesi sabah beni sehrin cikisina kadar birakarak bana muhtesem bir iyilik yapmis oldu
DSC03807

Yolda beni israrla otogara goturmek isteyen birkac iranliyla tartistiktan sonra sounda direk Shiraza giden bir tir durdurmayi basardim.

DSC03816

Sofofun benden para istemeyeceginden emin oldugum, konforlu ve rahat bir sekilde Farsi bir soforle yaptigim tek yolculuktu.
DSC03820

DSC03821

Yol boyunca kitap okuyup, ici son derece soguk olan son model Volvo tirin arkasinda uyudum.

DSC03822

Shiraza gelir gelmez Saadiyi gormeye gittim. Shiraza tek gelme sebebim buydu. Tahrandan 1200 km… Daha sonra duydum ki megersem meshur Persepolis ve iranlilar arasinda daha populer unlu sair Hafiz da bu sehurdenmis. Ama hicbirisi umrumda degildi. Hayatim boyunca okudugum en guzel kitaplardan birisi Gulistanin yazari Saadiyi gormeye gelmistim ben.

DSC03823

Daha Siraza girer girmez irandaki en favori sehrim haline geldi. Iklimi diger butun sehirlerden daha guzel, etrafi meyve bahcelerile cevrili, insanlari nispeten guleryuzlu…

DSC03827

Kayserili isadiminin verdigi paranin 7 tl si ile defalarca okudugum Gulistan kitabinin ingilizcesini satin aldim.

DSC03824

Saadinin mezarinda selam verdikten sonra, hayati boyunca yasadigi gulistandaki gul agaclarinin golgesinde kitabi tekrar okumaya basladim.

DSC03842

Bunun Shirazda basit bir kafe oldugunu soylesem?

DSC03848

Aksam evinde misafiri oldugum arkadasla 40 km lik bir bisiklet turuna ciktik. Hava gunduzleri cok sicak oldugundan aksam cikmak en mantiklisi. Ama yine de trafik oldukca kotu.

DSC03852

Tatil olan Cuma gunu oncesi Persembe gecesi evlerinin karsisindaki yesillikte kamp yapmaya gelen Iranli aileler…

DSC03861

Shiraz sehrinin girisi. Kuran Kapisi.

Yol Günlüğü 2: Yüksekova; İstanbula 2000 km…

DSC03299

Köyü bütün akrabaların şaşkın bakışları altında iki gece kaldıktan sonra bir öğle vakti yürüyerek terkettim. Bu şu ana kadar ki en zor zaman oldu. Ana yola doğru giden hiçbir araba olmadığından 40 derece güneş altında 3 km yürümek pek de zevkli bir şey değilmiş. Anayola çıkar çıkmaz klimalı son model bir opele kavuşarak biraz kendime geldim allahtan.

Birecike geldiğimde burada ısrarla otostop yapmanın imkansız olduğunu iddaa eden bir sürü insan toplandı etrafımda.  İstanbuldan buraya kadar bu şekilde geldiğime de inanmadılar. Bana bu işi sen yapamazsın diyerek benim yerime arabaları durdurmaya çalışıyorlardı. Etrafımda toplanmış şalvarlı 5 kişi… Onları vazgeçirmek imkansız olduğundan biraz beklemem gerekti. Ama bu kalabalığa rağmen 5 dk içinde bir araba durdu ve Şanlıurfaya kadar onunla geldim.

DSC03308

Şanlıurfadan çıkmak için bir iki araca otostop yaptıktan sonra Harrana giden bir sebze taşıyan ford kamyonete bindim. “Kuda Heri?” Kurmanice de nereye gidiyorsun demek. Bir iki kelime de olsa şöförlerle Kürtçe konuşunca bu oldukça hoşlarına gidiyordu. Resimde aynı tarladan daha hızlı hasat almak için samanlardan geriye kalanları yakıyorlar. Bu arada tarladaki yüzlerce çeşit canlı da yanarak ölüyor. Birlikte geldiğim minübüs şöförü, “tarlada yaşayan kaplunbağalara, böceklere günah bu böyle olmaz, müslüman adam böyle yapmaz” diyordu.

Güneş batmaya yakın bir petrol istasyonuna ve dinlenme tesisine geldim. Oradan ayrılmama son derece misafirperver istasyon görevlileri ve istasyonun sahibi kardeşler tarafından izin verilmedi. Onlarca bardak çay içtik, akşam yemeği yedik, ve daha sonra Taylanda onların sponsorluğunda, benim rehberliğimde yapılacak bir gezi hakkında konuştuk.

DSC03317

Ertsi sabah erkenden Mardine doğru yola çıktım. Öğretmen olan halam Mardinde bir eğitimdeydi. Yıllardır görmediğim ve çok sevdiğim halamla saatlerce sohbet etik. Birlikte kahvaltı ve öğle yemeği yedik. Hatta kaldıkları öğretmen evindeki odaya gizlice sızarak, onlar seminerdeyken güzel bir siesta bile yaptım.

DSC03318

Akşam ise Hasankyfteydim. Çantayı o caminin avlusundaki bir ağacın altına saklayıp eski şehir içinde saatlerce yürüdüm. Akşam parmaklıklardan atlayıp, caminin çıkılması yasak olan damına matımı sererek yıldızlar altında uyumaya başladım. Ama çok fazla toz vardı ve rüzgardan dolayı uyumak imkansızdı. Oradan ayrılarak daha önce konuştuğum Dicle nehri kenarında tahta iskeleler üzerinde dinlenme tesisi olan arkadaşın yanına gittim. Ve minderler üzerinde nehrin ninnileriyle uyudum.

DSC03331

Gecenin bir yarısı bana battaniye ve yastık bile vermişti sağolsun…

DSC03332

Kahvaltı.

DSC03336

Çantamı kaldığım yerde bırakıp, dün gece giremediğim müze olan kalenin içine girmek üzere oradan ayrıldım. Sabahın 5 iydi ve müze saat 9 da açılıyordu. Ama allahtan bu ülkede telleri üzerinden atlanamayacak müze yok. :)) Brezilyadaki etrafı elektirikli ve jiletli tellerle çevrilmiş doğal parklarla kıyaslayınca gerçekten herşey çok daha kolay.

DSC03347

Bu mağaralardan birisinin içine girip 3 saat kadar kitap okudum, insanların nasıl olup da burayı bırakıp çirkin evlere yerleşmeye karar verdikelrini düşündüm.

DSC03365

Hasankeyften bir tırla Batmana geldim. Şehri baştan başa yürüyerek geçtim, Madonun cazz müzikli lüks tuvaletinde traş oldum.  Bir yarım saat kadar güneş altında otostop yapıp, sıcaktan dolayı tam akşama kadar ara vermek üzereyken, durduğunu farketmediğim bir araç geri geri geldi ve bingo! Vana kadar gidiyorlarmış…

DSC03367

Harika sohbet, nefis bir öğlen yemeği, ve keyifli bir yolculuk… Onlar Vana van gölünü kuzeyden dolaşarak gitmeye karar verince  ben de Muradiye yakınlarında bir yerde inip, Doğubeyazıta otostop yapmaya başladım.

DSC03372

Duran ilk araçla önce Muradiye şelalelerini gezdik, sonra da onların ısrarlarıyla 2 gün evlerinde misafir oldum. Nefis bir kanyon içinden kuvetli bir şekilde akan Murat nehrinde yüzüp, balık tuttuk…

DSC03415

2 gün sonra sabah Doğubeyazıta gelerek İshakpaşa sarayını görmeye geldim.

DSC03416

3 tl olan giriş ücretini nasıl halledeceğimi düşünürken, bir de baktım ki zaten içerdeyim.

DSC03422

DSC03422

DSC03423

DSC03428

DSC03428

DSC03457

DSC03459

Doğubeyazıttan İrana geçecekken Finlandıyalı arkadaşım Tomi den Vanda olduğuna dair bir mesaj aldım. Birkaç mesajlaşmadan sonra Vanda buluşup birlikte Yüksekovaya gitmeye karar verdik. Ben tekrar güneye doğru dönerek Vana otostop yapmaya başladım.

DSC03476

Mesajlaştığımız akşam bana Edremitte iranlı arkadaşlarla harika vakit geçiriyoruz diye yazmıştı. Sabah bir de baktım ki, o harika vakit geçirdiği iranlı arkadaşı ufak bir tartışma sonrası mutfaktan döner bıçağını alıp Tomiyi sırtından bıçaklamış!

DSC03488

Bütün geceyi karakol ve hastahane hastahane dolaşıp, evrak doldurup tedavi olmakla geçirmişler. Vanda o geceyi Tomilerin tercümanlığını yapan iranlı bir başka arkadaşın evinde geçirdik. REsimdeki yer Van kalesi bu arada.

DSC03489

Vanda gün batımında bulutlar oldukça ilginç bir şekil alıyor.

DSC03490

Ertesi gün Edremite giderek Saaranın(tominin kız arkadaşı) olay yerinde düşen gözlüğünü bulmaya çalıştık. Ama bulamadık… Bu arada Tomi, kendisini bıçaklayan iranlıyla el sıkıştı, hal hatır sordu, önceki akşam kendisini bıçaklayıp, kız arkadaşına tecavüz etmeye çalışan adamla ertesi sabah el sıkışmak…

DSC03494

Resimdeki Tomi. Allahtan yarası 3 cmlik küçük bir yaraydı.

DSC03500

2 araçla yüksekovaya kadar geldik. Yol üzerinde dağ kenarında, siz misafirimizsiniz burda yemek yemeden gitmeyin diyerek nefis bir tavuk dürüm ısmarladılar…

DSC03510

Öndeki aracın sahibi istanbulda dershaneye gidiyormuş, bizim olduğumuz SUV aracı saatte 170 km hızla kullanan arkadaşlar da 19 yaşlarındalar. Arkadaşlarını karşılamak için Vana gelmişler. Bizi kalacağımız evin önüne kadar bıraktılar.

DSC03526

Ertesi gün nefis bir kahvaltıdan sonra Dağlıcaya doğru yola çıktık. Yol sık sık askeri barikatlarla kesilmiş. Etraftaki tepeler de insanların anlattıklarına göre  mayın dolu.

DSC03527

Araç bulmak gerçekten çok zor. Az sayıda geçen arabalar kontrol noktalarında başlarına bir iş gelmesinden korttuklarından zaten durmuyorlar. Birisiyle konuşarak bizi en azından kontrol noktasına kadar getirmesi için anlaştık. Konrol noktasına 500 m kala, onların göremeyeceği bir yerde bizi indirdi. Geçmişte olan olaylar insnaların hafızasında hala canlı olduğundan buradaki insanlar ciddi bir şekilde askerden çekiniyorlar.

DSC03548

Ama askerler bize oldukça iyi davrandı. Hatta duran aractan bizi de götürmesini istediler. Fotoğraf çekmemize izin verip su şişelerimizi bile doldurdular. 10 aydır

nöbet tuttuğu tepenin arkasında ne olduğunu hiç görme şansına sahip olmamış İstanbul Şirinevlerden gelen bir askere çektiğim fotoğrafları dönerken ona da gösterme sözü verdim. Ama dönerken orada yoktu.

DSC03549

DSC03553

DSC03556

Resmin ortasındaki kahverengi kütleye dikkat! O toprak değil, buzul kütlesi… Aylardan neredeyse Temmuz. Gür akan nehrin buz gibi olduğunu söylemeye gerek bile yok.

 

DSC03564

Dağlıca 3 denilen bir yerde, Yeşiltaş köyünde kalmaya karar verdik.

DSC03567

DSC03568

DSC03572

Burası cennetten de güzel bir yer. Hatta o kadar ki,

n, herşeyi bırakıp köye yerleşerek burada anarşist bir çiftlik kurmayı bile düşündük.

DSC03576

DSC03578

Temmuz ayında buz yemek… :)

DSC03580

Uzakta iki dağın ortasında görünen karlı tepe Cilo dağı…

DSC03581

DSC03582

Evinde kaldığımız ve bizi muhteşem bir şekilde ağırlayan köyün eski muhtarı Sami abi…

DSC03584

Yol günlüğü 1: Rainbow, Güney ve Doğu

2 haziran sabahı saat 6 da uyandığımda neredeyse dışarıda tufan vardı. Gece saat 3 e kadar çanta toplamakla meşgul olduğumdan uykusuzluktan düşünemiyordum bile. Bir önceki günün akşamı izmitten çok sevdiğim bir arkadaşımın da rainbowa gittiğini öğrendim, otobüsle gitmeyi düşünüyordu ama ben zaten otostopla gideceğim için birlikte gitmeye karar verdik. Güya saat 9 da izmitte olacaktım da erkenden yola çıkacaktık. Hem yağmurdan hem de seçim sabahı olması yüzünden o saatte dışarıda tek bir araç bile yoktu. Tekrar yatıp saat 9 da uyandım, basit bir kahvaltı sonrası 10 gibi kavacıktan otostopa başlamıştım. İnsanlar yola çıkmak için pazar günü oy kullanmayı beklediklerinden yeterince trafik vardı. Toki de çalışan bir mühnedisle kartal öncesi gişelere kadar geldim. Ertesinde de irana giden yabancı plakalı bir tırla izmit otogarına kadar geldim. Bu arada hep yağmur yağmaya devam ediyordu. Tır yabancı plakalı olduğu için içerisinde takometre yokmuş, satte 110 km hızla gidiyorduk. İzmitte arkadaşımla otogar önünde buluşup otostop yapmaya devam ettik. O anda daha önce hiç görmediğim bir hızda yağmaya başladı yağmur. Tayland Malezya ya da singapurdaki tropik fırtınalar bile o anda yağan yağmur yanında hiçbirşeydi. Bir süre sonra sağanak yağmur doluya döndü ve sığınacak tek yer olan gişelerin saçağının altına sığındık. Yine de yağmurdan kaçmak mümkün değildi. Duş almış gibi oldum.

Dolunun altında Adapazarna giden durdurduğumuz arabaya koşarken 10 sn kadar açıktan kalan çantalar da sırıksıklam oldular. Adapazarına kadar hızla gidip, orada 5 dk lık bir sürüş için otostop yapıp arkadaş olduğumuz insanlarla vakit geçirdikten sonra Antalyaya giden bir kamyon bulduk.

Geyveden Afyona kadar o kamyonla geldik, ama kamyon çok yavaş gittiği için hava kararmadan biraz önce çay molası verdiklerinde bir bahaneyle kamyondan ayrılıp, daha küçük bir araca otostop yaparak Burdur Fethiye yol ayrımına geldik.

Tüm bu süreç içerisinde yağmur yağmaya hala devam ediyordu. Burdurda gece yarısı yağmur altında otostop yaparken belediyede çalışan bir şöför bizi alarak belediyeye ait göl kenarındaki otele kadar götürdü.

Otelin bahçesine çadır kurmak için izin istediğimizde otelde konaklayabileceğimizi söylediler. 2 kişilik bir odada şahane bir kahvaltıyla birlikte oldukça konforlu bir gece geçirdik. (Otelde ücretsiz konaklama aslında tamamen yanımdaki kız arkdaşım sayesinde. :)

Ertesi sabah otostop yaptığımız ilk araçla Kemere kadar geldik.

Orada harika bir şekilde türkçe konuşabilen Gerard da bize katıldı ve kemerden Dereköye doğru yürümeye başladık. Rainbowun olduğu yaylaya gitmek için 30 km tırmanmamız gerekiyordu!

Biz birkaç km bir traktörle gelip 7-8 km kadar da yürümüştük. Yoldan ne gelen vardı ne de geçen.

Şansımıza tam güneş battığı ve yağmur başladığı bir anda yukarı doğru çıkan bir servis aracı denk geldi. Onunla yolun bittiği hatta daha ilerisinde bir yere kadar geldik, ama daha tırmanacak 5-6 km yolumuz vardı.

Bir saatlik yorucu bir yürüyüşün ardından sonunda Rainbowun ana kampına ulaştık!

Orada 4 gece geçirdim. Dünyanın dört bir yanından gelmiş 100 den fazla çılgın insan, bir çoğu da müzisyen.

Ney darbuka harmoni gitar saz saksafon ud ukulele… Gece soğuktan donmamak için dev bir ateşin etrafında toplanıp sabaha kadar muhteşem ezgiler eşliğinde dans etmek. Rainbow anlatılmaz, yaşanır.

2 gece kalmayı planladığım yerde 4 gece kaldığım halde bile ayrılmak için tüm irademi toplayıp yola odaklanmam gerekti. Oradan ayrılan insanların çoğu birleşip Kemere kadar taksi tutuyorlardı. Ben yürüyüp otostop yapmaya karar verdim.

Sabah 8 de yola çıkıp, sadece asfalt bir yol bulabilmek için tam 6 saat sırt çantalarıyla aşağı doğru yürüdüm. Kıvrılarak giden yol muhteşem doğaya rağmen insanın psikolojisiyle oynuyordu. Sırtımdaki içinde eşya olan çantayı yol kıvrılarak alçaldığında uçurum kenarından bir aşağıdaki yola fırlatıyor ben de küçük çantayla yürüyordum. 6 saat aç bir şekilde güneş altında yürüdükten sonra sonunda bir evin yanına geldim. Tek düşünebildiğim şey yemekti, ama ben daha hiçbirşey söylemeden bahçede toplamakta olduğu nefis kirazdan iki avuç getirdi kiraz toplayan teyze. Hayatımda yediğim en lezzetli kiraz gibi geldi o an bana. Bir de üzerine arabayla aşağı gidiyor olmasınlar mı? Meğersem ben sürekli aşağı inmem gerek diye düşünüp bütün yol ayrımlarında aşağı giden yolu seçerken yolu bir hayli uzatmış, dereköye gitmeye çalışırken daha uzak olan dağın öteki yamacındaki çökek köyüne kadar gelmişim. Arabayla ana yola indik, Çökek köyüne gelmenin güzel yanı, kemere gitmek yerine kemerden 40 km uzaklıktaki çevre yoluna doğrudan çıkmaktı.

Oradan 3 araçla antalyaya kadar geldim. O gün Mustafa abilerde harika bir gün geçirdim. Uzun süredir internetten tanıdığım Ömer abi ve Selman abiyle de tanışmış oldum. Ertesi sabah erkenden kahvaltı yaptıktan sonra Gaziantepe doğru yola çıkmak üzere ayrıldım. Antalya merkezden çıkmam oldukça zaman aldı.

Şehir dışına çıktıktan sonra arka arkaya iki BMW ile Alanyaya kadar geldim.

Alanyada türkiye içerisindeki en uzun bekleme sürem olan 5 saat kadar bekledim.

Sonunda güneş batmaya yakın 30 km ötede bir köye kadar giden bir arabaya binip, ondan sonra 10 km ötedeki bir başka köye giden başka bir araba durdurdum.

Son araba çilek tarlaları olan birinin arabasıydı ve bana bir kasa çilek ikram ettiler. Tüm günün yorgunluğu ve açlığıyla bütün bir kasayı yarım saatte bitirdim sanırım.

Daha sonra yoldan geçen 3. araç durdu, ve bu araçla bütün gece boyunca sabah 4 e kadar Gaziantep-Islahiyeye kadar geldim.

Gece yarısı otobana kadar biraz yürüyüp biraz otostopla gelerek, tekrar otobana çıktım ve yine ilk araçla Urfa sınırındaki köyün yakınına kadar 90 km geldim. O sabah annem arayıp babamın da köyde olduğunu söylemişti, evrenin yardımıyla sabah saat 7 olduğunda ben de dedem anneannem ve babamla aynı masada kahvaltı yapıyordum.

Öğlene kadar çalışıp kayısı topladım, daha sonra 24 saatlik yolculuğun ve üstüne çalışmanın yorgunluğu ile akşama kadar uyudum. Uyanıp babamı yolcu ettikten sonra tekrar uyudum. Köyde iki harika gün geçirdim.

Toprağın bu kadar verimli oluşu, sofradaki herşeyin bahçeden az önce toplanmış olması gerçekten inanılmaz bir şey. Üşenmeyip saydım, 10 dönümlük bir bahçede 50 kişiyi rahatlıkla doyurabilecek toplam 26 çeşit sebze ve meyve var. Sulama için gelen elektirik faturası ise 35-40 tl.

Böyle bir yerde dünyanın bütün pisliğinden uzak harika ve doğal bir yaşantı geçirmek mümkün. Ama yine de insanlar sanki mutsuz gibi. Zenginler ama fakir hissediyorlar. İçerisinde tek bir damla ilaç olmayan tamamen doğal bal gibi bir kg kayısı, 10 demet maydonoz, 1 kg salatalık ya da 1 kg fasulye karşılığında hiçbir değeri olmayan, çöpten farksız 1 tl lik dondurma ya da cips almak için çalışıyorlar. Dondurmaya ya da cipse kimin ihtiyacı var?

Her neyse, yol beni bekler, yol uzun, yol güzel… Ne demişler, yolcu yolunda gerek.

ya-simdi-ya-hic

Hayatta hiçbirimiz bulunduğumuz yere yukarıdan düşmüyoruz. Edindiğimiz bütün tecrübelerin, öğrendiğimiz herşeyin arkasında zamanında alınmış bir dizi kararlar var ve bunlar bizi zamanla bulunduğumuz yere getiriyor. Şu anki durumumuzu tamamen geçmişte aldığımız ya da almadığımız kararlara borçluyuz.

Bu yazıda önce küçük bir anımdan sonra o anıdan türettiğim küçük derslerden bahsetmek istiyorum. Sol tarafta bendeniz, 17 yaşını yeni bitirmiş, çığır açan moda girişimleri olan üniversite arkadaşlarının aksine komik derecesinde aptalca giyinmiş bir halde, Çeşmede… :)Peki Çeşmede ne arıyorum? Daha da önemlisi üzerimdeki bu aptalca şey de neyin nesi?

Aylardan Şubat ayı ve yarıyıl tatilinin sonları. Soğuk aldığım için 1 haftadır evden doğru dürüst çıkamadığım zamanlar. Son 3 günü de yatakta dinlenerek geçiriyorum. SandaletliSeyahati keşfim işte tam da bu sıraya denk gelir. Hiç ara vermeden yazıları baştan sona kadar okumam tam 2 günümü aldı. Zaten deli gibi olan seyahat etme tutkum Bora Bilginin otostop anılarını okurken iyice baş edilemez bir hale geldi…  Yine de otostop falan o zaman aklımın ucundan bile geçmiyordu. ÖSS hediyesi olarak bilgisayar yerine son anda vazgeçip aldırdığım bisikletime sarıldım.  En yakın bisiklet turu planlayan guruba, turun nerede olduğunu bile çok fazla düşünmeden “ben de katılıyorum!” diye mesaj attım. Tur İzmir-Çeşme yarımadasında 5 günlük bir turdu. Daha önce sadece birkaç günübirlik bisiklet turu yapmış olan ben, hiçbir ekipmanım olmamasına karşın, bisikletle 5 günlük bir yolculuğa çıkacaktım. Henüz mevsimin hala kış olması, sağanak yağmur bildiren hava durumu haberleri, bir hastalıktan yeni çıkmış olmam, hiçbir tecrübemin olmaması, uzun tur için gerekli en küçük ekipmanlara bile sahip olmamam gibi insanların çoğunu başlamaktan alıkoyan hiçbirşey önemli değildi. O gün “sıcak yatağının içinde seyahat edenlerin anılarını okuyup onlara özenmekten başka hiçbirşey yapmayan” bir insandan, “seyahat eden bir insan olmaya” karar vermiştim. Ya şimdi ya hiç.

Hiçbir ekipmana sahip olmamak değil de ekipmanları satın alacak paranın olmamasıydı aslında esas sorun. İnsanı yola çıkmaktan alıkoyan şeyin ekipman eksikliği olması kadar kötü bir şey yoktur aslında… Buna izin veremezdim. İki eski çantayı birbirine koli bantıyla bantlayıp içine 5 günlük eşyalarımı doldurduğum gibi düştüm yola. Geç kaldığım guruba daha önce tanışmadığım bir arkadaşın tamamen arabayla gelip beni alması sayesinde yetiştim! Yağmur yağdığında en yakın marketten battal boy çöp poşetleri alarak geçirdim üzerime.  Bütün zorluklara rağmen sonunda harika insanlarla muhteşem bir tur oldu. Aslında herkes o kadar yardımseverdi ki, böyle bir ekiple pedallayabildiğim için oldukça şanslıydım. İnsanın kemiklerini titreten soğuk ve yağmura, insanı bisikletten düşüren rüzgara ve yüzlerce kilometrenin yorgunluğuna rağmen inanılmaz keyifliydi herşey. Bir ömür boyu sürecek birçok dostluğa temel attım. Bisikletle uzun ve kamplı turlar yapmaya başladım.Şimdi ya da Asla!

Mesaj çok açık: Ne yapmak istiyorsanız hemen şimdi başlayın! Hepimizin sürekli yapmayı düşündüğü şeyler var. Çok sevdiğimiz ve sürekli hayal ettiğimiz bu şeyleri gerçekleştirmeyi ise hep erteliyoruz. Bahanemiz ise çoktan hazır. O şeyi yapmaya hazır değiliz, gerekli ekipmanımız yok, birlikte yapacak arkadaş bulmakta zorlanıyoruz, daha önce hiç yapmadık… Liste böyle uzayıp gidiyor. Ama ne kadar haklıyız? Yaptığımız tek şeyin kendimizi aldatmak olduğunu ne zaman fark edeceğiz? O şeyi daha önce yapmış bütün insanlar da tıpkı sizinki gibi durumlardan geçtiler, ve bu şeyleri çok benzer koşullar altında başardılar. Bunun için yapmanız gereken tek şey tutkuyla yola koyulmak… Dünyanın düz olduğuna inanıldığı bir çağda, cesur bir karar alıp afrikanın etrafını dolaşarak bir dizi çığır açan şey gerçekleştiren Portekiz kaşifler yeterli ekipmana sahip değillerdi, Avustralyanın doğu kıyılarını ve yeni Zelandayı keşfeden sıradan bir albay olan Cook un elinde de yeterli ekipmanlar yoktu. Yaşayan en tecrübeli bisikletçi Heinz Stucke de 20 yaşında evini bisikletiyle dünya turu yapmak için terkederken ne gerekli ekipmana ne de yeterli paraya sahipti! Ama hepsi bunların hiçbirisini umursamayarak yine de yola çıktılar! Eğer bir şeyi yapmak için tam olarak kendinizi hazır hissetmeyi beklerseniz emin olun o an hiçbir zaman gelmeyecek. Siz bu arada sürekli zaman kaybetmeye ve oyalanmaya devam ederken de yıllar geçmiş, yaşlanmış ve o şeyi yapmanın gitgide daha da zorlaştığı bir konumda olmuş olacaksınız.Her ne yapmayı hayal ediyor ve planlıyorsanız onu yapmaya şimdi başlayın!Ya da o şeyi gerçekleştiremediğiniz diğer binlerce  hayalin arasında saklamak ve torunlarınıza anlatmak üzere hiç gelmeyecek olan yarına erteleyin.

şimdi ya da asla

Siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Hayallerimizi sürekli erteleme sebeplerimizin sizce ne kadarı haklı? Lütfen düşüncelerinizi yorumlar kısmında paylaşın! :)

Bir Dost: Bastien Perret – Tekerlekli Sandalyeyle Tek Başına Dünya Turu

8285500_l_c1f81c11df1967775dc00e40c1a4395b

Bastien hepimizin tanıması gereken bir çılgın! Yaşama enerjisiyle dolup taşan 33 ünde delidolu bir insan. Tamı tamına 6 yıl önce geçirdiği acı kaza da bu enerjisinden hiçbir şey götürememiş, hatta tam tersine daha da tutkuyla yaşama sarılmaya itmiş Bastieni. Biz olsaydık ne yapardık? Son derece sağlıklı olduğumuz halde yerimizden kıpırdamamak için binlerce bahane üretirken, herşey aleyhimize gittiği sırada yaşam karşısında böyle bir tavır alabilirmiydik? Bastieni sıradışı yapan özellikler işte bunlar! O enerjisi ve yaptıklarıyla kendisini izleyen diğer insanları daha tutkulu yaşamaya iten birisi.

9514148_l_2f5be68a9cf9e6edf19f1d3688af1851

6 mayıs 2005 te daha henüz 26 yaşındayken talihsiz bir rüzgar sörfü kazası geçiriyor Bastien. Kazada omuriliği ciddi zarar görüyor ve zorlu ameliyatlar ile geçen sancılı bir sürecin ardından beklenen acı haberi alıyor; karın kasları hariç bel altına ait sinir hücrelerini artık bir daha kullanamayacağını söylüyor doktorlar. Kısmi felç oluyor anlayacağınız.

Zaten son derece yıkıcı ve ağır olan bir haber bu, ama Bastien için çok daha ağır. Çünkü Bastien çok yoğun bir şekilde spor yapan, hayatı uçlarda yaşamayı seven ve hayatını da bunları başkalarına öğreterek kazanan birisi. Nelerle uğraşmıyor ki Bastien… Kayak, serbest düşüş, rüzgar sörfü başta olmak üzere her türlü sörf… Profesyonel sporların yanında Fransız Alplerinde bir ara kayak gözcüsü olarak da çalışıyor…Yani anlayacağıınz “yaşamak için” bacaklarına ihtiyacı var..

bastienneige-494x329İlk anda bir şok yaşasa da herkesi şaşırtacak bir şekilde çabucak toparlanıyor Bastien. Daha ameliyattan birkaç gün sonra arkadaşlarına ve ailesine şu cesur sözü veriyor; “Ne olursa olsun çok yakında yine Rüzgar sörfü ve yamaç paraşütü yapıyor olacağım.” Bunun kendi kendini motive etmek için söylediği “gerçekleşemeyecek bir söz” olduğunu düşünüyor bazıları. Ama Bastien kazadan birkaç ay sonra rehabilitasyon merkezini terk eder etmez verdiği sözü tutup tekrar kayak yapmaya başlayarak bunun öylesine söylenmiş bir şey olmadığını gösterip herkesi şaşırtıyor…
Zaten eski yaşamına kaldığı yerden dönerek herkesin beklediğinden yüksek bir performans gösteren Bastien, burada da durmuyor. Çünkü artık yeni ve daha güçlü bir misyonu var. Tekerlekli sandalye ile yaşayan milyonlarca insana güç vermek… Onların hayatlarını en yoğun bir şekilde yaşamalarına destek olmak… O günden beri Bastien tekerlekli sandalyedeki bir yaşamın sıkıcı olmak zorunda olmadığını var gücüyle göstermeye çalışıyor insanlara. Bunu harika bir şekilde başarıyor da!

Mathilde-Lafond-494x370Bunu anlamak için Bastienin kazadan sonra yaptıklarına daha yakından bakmak yeter. Afrikada uçsuz bucaksız bir çölde saatlerce 4*4 sürüyor, Fas’ta rüzgar sörfü yapıyor, Tanzanyada bir TV proğramına katılıyor, Arjantindeki El Cerro del Plata dağına tırmanıp, ABD deli Winter XGames de oynuyor… Bu kadar mı? Elbette ki hayır! En son ise tek başına tam 6 aylık bir dünya turu gerçekleştiriyor! Nerelere gitmiyor ki bu tur sırasında? Sadece gelişmiş ülkeleri değil Filipinler Vietnam Endonezya Çin gibi toplumdaki bir tekerlekli sandalyeli insanları da düşünüp yapılarını basit değişikliklerle onlar için uygun hale getirme olgunluğuna erişememiş ülkeleri de geziyor. Daha da ilginci seyahatlerinde bütçesi için sürekli Couchsurfing yapıyor Bastien! Kendisiyle de nasıl olur da yollarımızın kesiştiğini az çok tahmin edebiliyorsunuzdur şimdi sanırım.

7194407_l_c6a99439c0604bc4422004d3d0faef0aBugünlerde ise çalışma hayatına Fransız Alplerindeki bir kış sporları merkezinde kaldığı yerden devam ediyor. Su ve kış sporlarına olan sonsuz ilgisi hiç kaybolmadan devam ediyor ve kendisi gibi tekerlekli sandalyeli bir çok insanı bu sporları yapması için cesaretlendiriyor Bastien.
Bütün bu arada Bastien kazadan hemen sonra yakınları tarafından kendisine destek olmak amacıyla oluşturulmuş “Magic Bastos”(yalnızca Fransızca) sitesinde bütün yaptıklarını paylaşıyor. Bu sayede zamanla Magic Bastos özürlü insanların inanılmaz şeyler gerçekleştirebileceklerine inanan insanların oluşturduğu büyük bir sosyal ağ haline geliyor!

2sydneyparty-455x494Kendisini tanıdığım için kendimi çok şanslı hissediyorum. Yollarımız Bangkokta ben güneydoğu asya gezimin başında o ise dünya turunun ortasındayken kesişti. İkimiz de dünyanın en iyi insanlarından birisi olan Taylandlı ev sahibimiz Toom’un misafiriydik. Gerçi ben 6 ayda neredeyse toplam 3 hafta kaldığımdan pek misafir falan değildim artık. Her neyse. :)) Daha Toom tekerlekli sandalye ile dünya turu yapan birisinin eve geliyor olduğunu, ev tekerlekli sandalye için hiç uygun olmadığından merdivenleri inip çıkarken yardıma ihtiyacı olabileceğini söyler söylemez anlamıştım hayatımda tanıdığım en sıra dışı insanlardan birisi ile karşılaşacağmı.
Bastien gibi inanılmaz insanların yaşam hikayelerine tanık olmak; İşte yola çıkmak için başka bir sebep.

10456439_l_8754cf5f18a98dd9222f0ada544cc68c

Artık Bastien’i de tanıyoruz. Bundan sonra nasıl mı yaşamalı?

Bunun için benim ve Yolda.org un sözüne bakmayın; Bastienin önerisine kulak verin:

“Yaşam en küçük bir anı bile israf edilemeyecek kadar kısa; yola çıkın, seyahat edin!” -Bastien Perret

(Fotoğrafların hepsi magicbastos.com dan alınmıştır ve Bastien Perret’e aittirler)

otostopla-seyahat-etmek-icin-5-harika-neden

1-Yürümek ve bisikletle gezmekten sonra otostop en çevre dostu seyahat şeklidir;
Otostopla Malezya Singapur
Otostopla seyahat etmeyi seviyorum. Bence en güzel seyahat şekillerinden birisi otostop. İnsan seyahat etmek gibi görece keyfi bir şey yaparken doğaya elinden geldiğince az zarar vermeli. Otostopla giderken bu yerine getirilmiş oluyor en başta. Onun ilk artısını çevre dostu olması olarak sayabiliriz.

2-Otostop sosyaldir;

İkinci olarak söylenebilecek en iyi şey otostop sosyal bir seyahat şekli olduğudur. Bir yerden diğerine giderken otobüste olduğu gibi genel olarak karşınızdaki LCD ye boş boş bakmazsınız. Yol alırken bir sürü insanla tanışır her birisinin yaşam hikayesine tanık olma şansı bulursunuz. Nasıl olsa otostop yaparken size küçük bir jest yapan insan sizi muhtemelen bir daha hiç görmeyeceği için olabildiğince doğal bir ilişki olur bu. Hiçbir maske yoktur. Yolda insanlar olabildiğince doğal olarak ifade ederler kendilerini. Bu ilişkide yalan, kıskançlık ve yalakalık yoktur. Bu sayede insan yaşamını daha önce hiç olmadığı bir açıdan gözlemleme şansı bulabilirsiniz.

3-Otostop bilgilendiricidir;


Otostop bilgilendiricidir. Bunu da üçüncü faydası olarak sayabiliriz aslında. Otostop yaparken Lonely Planet’e ihtiyacınız yoktur. Görmeniz bilmeniz gereken her şeyi güncel olmayan bir kitaptan öğrenmek yerine yaşayan insanlardan öğrenirsiniz. Sadece bu kadar mı? Tabi ki hayır. Yaşam dersleri almak için de müthiş bir şeydir otostop. Şoförlerden  birçok tavsiye alırsınız. Hayatlarındaki bütün pişmanlıklarını fırsatını bulmuşken bir bir döker çünkü hepsi size. O yollardan gitmemeyi öğrenirsiniz. Ya da gidecekseniz, aynı hataları yapmamayı…

4-Otostop eğlencelidir;

Otostop maceracıdır! İnsana heyecan verir. Otobüste trende ya da uçakta olduğu gibi bir zaman cetveliniz veya kesin olarak ulaşacağınız bir yer yoktur önünüzde. Geceyi öğleden beri beklemekte olduğunuz bu noktada geçirebilir, ya da güneş batarken bulduğunuz bir araçla gece boyunca 1200 km yol alabilirsiniz.  Aç kalabilmeniz mümkünken, dünyanın en güzel köy yemeklerini yeme şansınız da vardır. Uykusuz yorgun bir gece geçirebilecekken geceyi şoförünüzün sizi misafir ettiği bir konforlu bir evde de geçirebilirsiniz. Her şey belirsizdir. Ve aslında kesin olan tek şey iyi vakit geçireceğinizdir.

5-Otostop bütçe dostudur;


Otostop hakkında son olarak söylenebilecek bir şey varsa bu da onun bütçe dostu olduğudur. Otostopla yapılan geziler diğer bütün türlerden en az birkaç kat daha az parayla yapılabilirler. Ama para harcamamak ya da bu yolla para kurtarmak asla asıl amaç değildir hiçbir zaman… Bu yolla seyahat eden gerçek bir gezgin parası olduğunda onu harcamaktan, paylaşmaktan çekinmez. Çünkü ihtiyacı olan her şeyi yolda bir şekilde bulabileceğinin bilincindedir. Her şeyi insanların iyi niyetine borçlu olan birisinin de doğal olarak iyi niyetli olması gerekir. Otostop paylaşmaktır aslında. Sadece ucuz olduğu için para gitmesin diye otostop yapmak sanırım işin doğasına aykırı…
Eğer ilk saydığım 4 özellik olmasaydı tek otostop deneyimim, para olmaması yüzünden yaptığım ilk otostopum olan Edirne-İstanbul olarak kalırdı… Bundan önce otostopla seyahat etmeyişimi de tamamen “sadece parası olmayanlar otostop yapar” düşüncesine borçluyum. Aslında bütçeyi korumak için başladığın otostop zamanla profesyonel bir tutkuya, bir spora dönüşüyor. Sen ne düşünüyorsun? :)

 

The Money Delusion-Para Yanılgısı

(credit)

Belki de hiçbir zaman parayla iyi olmadım. Annem hep benim için sahip olduğum tüm parayı öylece harcadığımı çok tutumsuz olduğumu söylerdi. Aslında çok fazla paraya sahip olup, aileme sık sık cömert hediyeler almak, çevremdeki bütün insanların çalışmasına gerek kalmayacak kadar onlara destek olabilmek gibi güzel hayallerim olduysa da bunların gerçekleşmesinin neredeyse imkansız olan tatlı hayaller olduklarını anlamam çok uzun sürmedi. Bu yüzden aslında hiçbir zaman büyük paralar kazanma hırsım olmadığını söylemiş olsam yalan söylemiş olmam. Sahipken harcadım, yokken.. Harcamadım. :) Para ara sıra bolca var olduğu zamanlarda beni asla mutlu etmedi. 1 yılda yaptığım seyahatlere dönüp baktığımda en keyifli gezilerimin parasız ya da çok az parayla yaptıklarım olduğunu görüyorum.

Bunun yanında ilişkiler söz konusu olduğunda para her zaman mutsuzluk getirdi.(kadınlar istisna) Bu yüzden paranın toplumda ve yaşamımızdaki fonksiyonunu anlamada güçlük çekiyorum. İnsanı mutlu etmiyorsa, hatta tam olarak bir takas biçimi olarak bile işlevini sürdüremiyorsa ne işe yarar para? Bütün insanların yaşamlarını bu şeyin peşinde koşturarak geçirmeleri ve bütün özgürlüklerini bir avuç para ile değişmeleri insanın canını acıtıyor. Piramit şeklindeki sosyal düzende tabandaki insanlar hayatlarının başından sonuna kadar aç kalmamak için çalışmak zorunda kalırken geri kalanlar sadece paradan para kazanarak sonsuza kadar gidebilecek bir refah düzeni içerisinde yaşayabiliyorlar. Bütün işi makineler yaparken, bir avuç insanın bilgisayarlar üzerinde birler ve sıfırlarla oynayarak çok hayati bir şey yapıyormuş gibi davranmaları ve geri kalan insanları karınlarını doyurmak için ofislerini ve tuvaletlerini temizlemeye, pizzalarını teslim etmeye ve benzin istasyonunda pompacılık yapmaya zorlamaları insanı düşündürüyor.
Çevremdeki bütün herkes para olmadan yaşanamayacağını düşünüyor. Eğer gerçekten insanların düşündüğü buysa, yaşamlarının kontrolü kimin elinde?
Şu anda finallerin ortasında Finans ekonomisi, Gerçek ekonomi hakkında uzun uzun şeyler yazabilecek enerjim yok. :) Aslında böyle bir şey yapmak gibi bir niyetim de yok. Uzun lafın kısası bu yaz 4 aylık bir tatilim; karşımda da iki seçenek var:
Bir: Önerilen saati 4 tl lik işi kabul edip günün 10 saatini bir mağazada kimsenin gerçekten ihtiyacı olmayan giyim ürünlerini satmaya çalışarak geçirmek, (modern kölelik),
İki: Seyahat etmek.
Para yok… Hayır, bu sefer hiç yok. Ama ben para olmadan yaşanamayacağını düşünmüyorum. Birçok şekilde seyahat ettim. Aşırı lüks zamanlar da oldu, 20 tl ile bir ay gezdiğim de.
Üşenmedim bütün gezilerimin bir listesini çıkardım, harcadığım para miktarını ve edindiğim arkadaş sayılarını yanına yazdım. Hiç de şaşırtıcı olmayan sonuç: para miktarı azaldıkça edindiğim arkadaş sayısı ve doğal olarak gezinin keyifliliği artıyordu.


İnsan ara sıra seyahat tarzını değiştirerek farklı şekillerde seyahat etmeli. :) Ayrıca en huzurlu haline ve en saf düşüncelerine paradan tamamen arındırılmış bir yaşam tarzıyla ulaşabileceği gibi bir his var içimde.

Şimdilik hoşçakalın,

Sevgilerle!

hicbiryere-giden-ince-uzun-bir-yol

Ne kadar hafif ve rahat hissettiğimi tahmin bile edemezsiniz. :)

Yol çağırıyor.

 

Aslında sadece rotamı merak eden arkadaşlarım için hazırladım bu şeyi. Resimden kesin olarak çıkarılacak tek sonuç Avrupaya gitmediğim. Akıntıyla birlikte yol al! Daha iki gün önceye kadar rotanın Türkiye kısmındaki güneye doğru olan kavis yoktu mesela. Rainbow olduğunu duyunca o hale geldi. Yarın güneş doğar doğmaz Fethiyede 1700 m de bir yaylaya doğru yola çıkacağım. 1 gün fethiye 2 gün de yaylaya olmak üzere 3 gün sürecek ilk yolculuğum. Sonrasında Kapadokyaya, ertesinde de Tatvanda bir köyde bir hafta kadar gönüllü çalışıp sonrasında İrana geçmeden önce Nemrut dağında birkaç gün geçirmek istiyorum.

Bu hayatta tamamen özgür olmanın tek yolu, paradan özgür olmak. Hepimizi biz henüz farkında bile olmadan birer köleye dönüştüren şey para.

Ülke büyüyor, ama birazcık düşünebilen herkesin görebileceği gibi bu büyüme sadece borçta olan bir büyüme. Geleceklerini 6 aylık telefonlarını atıp bir üst modeli almakla değiş tokuş ediyor insanlar. Zaten telefonlar 6 aydan fazla da çalışamayacak,  7. ayda bozulacak şekilde üretiliyorlar. Bu arada bütün bu saçma sapan şeylerde gereken enerjiyi üretmek için ülkenin bütün ormanları katlediliyor, bütün akan sularına HESler kuruluyor, bir gün bütün yaşamı sonlandırabilecek nükleer enerji santralleri inşa ediliyor.

Bize önerilen işlerin hepsi boktan, bütün bir gençlik Marx&Spencer da kimsenin ihtiyacı olmayan elbiseler satmaya, Mcdonalsd ta zehirli yiyecekleri sevis etmek üzere 10 saat köle gibi çalışmaya özendiriliyor. “Aman bir işe gir çalış yavrum.” Karşılığında aldıkları paralarla ancak işe gitmek için toplu taşımada şöförün duymak istediği “di-diit” sesini çıkarmaya yarayan akpilleri doldurabiliyorlar. Arta kalan para varsa bunları da ölümlerini hızlandıracak nikotin satın almak için harcıyorlar. Beni asıl çıldırtan şey insanların bu gibi yerlerde çalışmak için sıraya girmesi. Yaptığı işi severek yapan tek bir insan bile tanımıyorum. (Eğer bunu okuyan ve yaptığı işi seven birisi varsa, harika! Seninle tanışmayı gerçekten çok isterim.)

Büyük oyuncaklara sahip küçük adamların nasıl yaşamamız ve ne gibi özgürlüklere sahip olmamız gerektiğini sürekli olarak kontrol etmeye çalıştığı küresel bir sidik yarışının ortasında yaşıyoruz. Teşekkürler ama ben almayayım.

Düşük bütçeli seyahat= Sürekli parasızlık

Bütçesiz seyahat= Sürekli süpriz

Sevgilerle,

Ümit