50 TL=9 Günlük Suriye Seyahati(2. Bölüm)

2011 Ocak 9

[fb-like]

Bir sonraki araç için beklerken...

Kasabanın içinde ilk Suriyeli aracımıza bindik. Nerelisiniz sorusuna kadar bir 5 dakika sürekli İngilizce konuştukç Türkiyedeniz deyince adam önce şaşırdı, sonra söylesenize yahu Türkçe konuşalım diye gayet güzel türkçesiyle cevap verdi.


cool guys!

Yol ayrımında inerken Halepin ne yönde olduğunu sorduk. Bir tarafı gösterdi. O yöne otostop yapmaya başladık. Az bi zaman geçmeden bi araç durdu. Aracın sahibi Rent a Car şirketi olan bir adammış. O da çok güzel türkçe konuşuyor. Bize kartını bıraktı, daha sonra geldiğinizde araca ihtiyacınız olursa ararsınız; dedi. Tamam dedik. Halepe kadar 150 km kadar gittikten sonra teşekkür edip indik. [fb-like]

Daha Halepte iner inmez, yolun karşısında bizi gören çocuklar cep telefonlarını çıkarıp fotoğraf çekmek istediler. On kere “Hello”, yüz kere “welcome to Syria” demişlerdir herhalde.

DSC00943

Tam olarak nereye gittiğimizi bilmeden şehir merkezine doğru yürümeye başladık. Sık sık da tarihi sokaklarda yolumuzu kaybettik tabi. Ben adının ne olduğunu bilmeden falafel+ayran yedim. Muhteşemdi. 70 kr şa yediğim şu ana kadarki en güzel yiyecek. Yediğim şeyin adının falafel olduğunu Türkiyeye döndükten sonra istanbulda öğrendim.!

DSC00949

Oldukça büyük bir cami. Halep-Emevi Camii. Bol bol su içtik, şişeleri doldurduk.

DSC00957

İşte Halep kalesi! Antep kalesinin çok daha görkemli bir versiyonu. Geçmişte bu iki şehir arasındaki farkı anlatıyor. Tabi şu anda durum tam tersi. [fb-like]

Kalenin girişine yürüdüm. Giriş 150 Suri, uluslar arası öğrenci 10 Suri yazıyordu. Kalenin kapanmasına 15 dakika vardı. Bi an 10 suri gözüme çok büyük bir rakammış gibi geldi. 15 dakika için o kadar para verilmez diye düşünerek girmekten vazgeçip geri döndüm. 5 dakika sonra, düşünürken bir anda 10 surinin 30 kr olduğu sonunda aklıma geldi. Hemen geriye doğru depar atarak, merdivenleri yıldırım hızıyla çıktım. Ama adam artık kapıyı iyice kapamış, sadece içeriden çıkanlar için yer bırakmıştı. Kendime çok sinirlendim. Dönerken de farklı bir rota izleyince Halep kalesinin içini görememiş oldum. Tek tesellim kalenin içinde bir şey olmadığını, dışarıdan daha güzel olduğunu söyleyen Suriyeli arkadaşlar.

DSC00966

Akşam olduğunda; ne yapsak, nerden otostopa başlasak diye şehir içinde nerede olduğumuzu anlamaya çalışarak dolanırken bir kahve görüp, bir çay içip öyle devam edelim dedik. Kahveye girip önce bierer çay ve arkadaş için bir nargile söyledik. Aramızda ne yapacağımızı türkçe konuşarak tartışırken yan masadaki adam “siz Türkiyeden mi geliyorsunuz diyerek “sohbete başladı. İnşaat mühendisi ve işi gereği türkçe bilmesi gerektiğinden Türkçe kurslarına gidiyormuş. Türkçe pratik yapmak istediğini söyleyince onun masasına geçtik. Zorlandığı yerlerde ingilizce anlatarak uzun bi süre sohbet ettik. Çaylar kahveler, nargile, hepsini o ısmarladı. Toplamda kaç kahve söyledi hatırlamıyorum bile. Otostopla geldiğimizi söylemiştik, ama Otostop kelimesinin anlamını bilmediğinden ne yaptığımızı anlamadı. Sonra Hitchhiking ile şansımızı denedik, onu da bilmiyordu. Bunun dışında rakamları, işimize yarayacak birkaç kelimeyi bu iyi kalpli Suriyeliden öğrendik.

Akşam ayrılırken ne yapacağımızı sorup, otele henüz yerleşmediyseniz gelin bizde kalın dedi. Lübnana geçme düşüncemiz olduğundan bu gece Şama gitmeyi düşündüğümüzü söyledik. Giderken otobüs terminalinin adresini yazarak verdi. [fb-like]

Adam tam ayrıldı, biz de çantaları toplamaya başladık içeriye 6 kişilik bir başka turist gurubu girdi. İçlerinden biri içeri girer girmez, doğrudan üzerime doğru yürüyüp, “hey, dostum, nasılsın burada ne yapıyorsun?” diye sordu. Hiç bozuntuya vermeden bu adam da kimin nesi diye düşünerek birden hatırladım!  İstanbulda tanışıp birkaç bira içerken İstanbuldan güneydoğuya hangi rotalardan gidebileceğini anlattığım, bisikletiyle Londradan Mısıra giden İngiliz bisikletçi; Arslan Yürekli Richard!

DSC00972

Gruptaki diğer 5 kişi de bisikletçiymiş! İnanması güç. Hayallerimdeki masa. Saatlerce sohbet ettik, nargile içtik. O gün toplamda 25-30 bardak çay-kahve içmiş olabileceğimden şüpheleniyorum.

DSC00975

İyice geç olduğunda bisikletçilerin uykusu geldi, normalde hava kararınca uyuyup güneş doğduğunda kalktıklarından doğal bir uyku temposu oluşuyor. Biz biraz daha esnek bir proğramı olan 22 yaşındaki Fransız bisikletçiyle şehir içinde amaçsız dolaşıp eğlenmeye devam ettik. Bu yediğimiz tatlılar, 10 suri, 30 kuruş.

Gece iyice geç oldu. Bizde de o kadar sohbetin ve sabah erken saatlerden beri uyanık olmanın inanılmaz yorgunluğu var. Fransız bisikletçiyi oteline bıraktıktan sonra, birkaç başarısız otostop denemesinyle pes edip, kişi başı 100 Suri=3 TL olduğunu duyduğumuz Halep-Şam otoboüsüne binmek üzere otogara gidelim dedik. Bilet kişi başı 200 suri imiş. Biraz pazarlık ederek 350 suriye, gece otobüste uyuyarak dinlenebilmenin ne kadar iyi bir şey olduğunu da düşünerek,  2 bilet aldık.

DSC00978

Kötü bir otobüs, oldukça gürültülü bir yolculuk sonucu neredeyse hiç uyuyamadan, gece yarısı Şama vardık. İngilizce konuşamayan bilet satıcısı yolcuğun 4-5 saat(!) süreceğini söylemişti. 3 saatten biraz daha uzun bi sürede Şama vardık.

Ne güzel kıvrılıp uyurum derken, hiç uyuyamadan, gece yarısı hiç bilmediğim başka bir şehirdeyim. Üstelik otobüsten indiğimiz şehir dışındaki terkedilmiş harabe izlenimi uyandıran otogarda gece yarısı taksicilerle mücadele etmek zorunda kaldık. Birine Şam ne kadar diye sordum 500 suri dedi, olmaz deyince 100 suri dedi, gülerek ayrıldım. Gözden kaybolmakta olan kalabalığı takip ederek 10 suriye şehir merkezine giden dolmuşların yerini bulduk.

DSC00983

Şehir merkezi gece çok güzel görünüyordu.Güzelliğini ıssız olmasından aldığını da söyleyebilirim.

DSC00985

Uzun uzun dolaşıp, 5 yıldızlı bir otelin hemen önünde bir park bulduktan sonra, parkta uyumaya karar verdik. Gecenin 4 ünde parkta tur atan garip tipler vardı. Ama onlar bize aldırmadıklarından ben de hiç umursamayarak parka matımı serip, yattım. Arkadaş tedirgin olup, hamağını kuracak bir yer de bulamayınca, onun da banka yatması çağrılarıma cevap vermeyerek saatlerce sessizce oturdu. Oldukça soğuk bir geceydi. [fb-like]

Sabah olup gözümü açtığımda bir de baktım ki çocuğun biri arkadaşın yanı başında durmuş ciddi ciddi arapça bir şeyler anlatıyor, Bizimki de arada bir sinirli türkçe bir şey söyleyerek, sürekli başka bir yöne bakıyor. Oldukça gülünç absürd bir manzaraydı. Daha konforlu bir durumda olsaydım izleyip gülmekten yerlere yatabilirdim. Sadece gülümsemekle yetinip kalkarak durumu kontrol altına aldım. Kelimelerin içinden türkçeyle ortak birkaç arapça kelime seçerek biraz konuşmaya çalıştım. O bana ne  dedi ben ona neler söyledim hiç bilmiyorum. Ama sonunda gülümseyerek ayrıldık…

Bir de sanırım adamlar geceleri soğuktan donmamak için yürüyormuş! Güneş doğunca hepsi birer köşeye geçip uyudu!

Bir başka komik olay: Gecenin karanlığında şişmanca, takım elbise giymiş elinde çantası olan siyah bir adam uzaktan doğruca üzerimize gelerek, gayet düzgün british aksanıyla bir otelin yerini sordu. Doğrudan bize doğru geldiğini gördüğümüz adamın amacını merak ederek zihnimizde ne teoriler kurmuştuk halbuki!

DSC00987

Sabahın köründe kahvaltı yapabilecek bir yerler bulabilme umuduyla dolaşmaya başladık.

DSC00991

Şam çarşısının oralarda dükkanı yeni açmış bir meyve suyu+tost yapan bir büfeye girerek kişi başı 2 tl ye birer tost yarımşar litre de portakal suyu ile harika bir kahvaltı yaptık. O geceden sonra biraz da daha dinç hale gelmek için bu kahvaltıyla ödüllendirdim kendimi! Yoksa normalde çantada,  Bim zeytini, lavaş ekmek vardı ceviz birazcık da kuru incir vardı.

DSC00994

Sabah kahvaltı yapacak yer ararken, 5 yıldızlı otellerin içine girip üst katlara çıkarak ücretsiz Wi-Fi da kontrol ediyorduk. Tam ümidmizi kesmiken sonunda bir yerde internet bulabildik. Hemen arkadaşın telefonundan couchsurfing hesabıma giriş yaparak “emergency couch” bölümüne bugün için şamda kalabileceğimiz yer aradğımı yazdım. Ardından internet düştü zaten. O yeri aklımızda tutarak kahvaltı yaptık, biraz daha dolandık, geri geldik, cevap gelmiş mi diye kontrol ettik, evet! 1 cevap vardı, Feras telefon numarasını bırakmış, bugün için uygun olduğunu söylemiş.

Bundan sonraki 2 saatimiz ücretli telefon  aramakla geçti. Posta ofisini sora sora bulduk, ama orada telefon yokmuş. Yol kenarında ankesörler görüyoruz, ama yarısı zaten çalışmıyor diğer yarısı için de kart almak gerekiyor. Kart da bulamıyoruz. Zaten bulsak da bir karta 200 Suri verip vermeyeceğimiz şüpheli. Sonunda ben yoldan geçen insanlara elimdeki numarayı göstererek; bize cep telefonunu kullandırır umuduyla;  şu numarayı aramak istiyoruz, nasıl arayabiliriz demeye başladım. İlk sorduklarım anlamayıp uzaklaştılar. Sonunda birisi cep telefonunu verip arayın dedi. Aradım, Feras, bize bir yer ismi söyleyerek saat 11 de orada buluşabileeğimizi söyledi. Tamam dedim. Böylece aramayı yapabilmiş olduk. Adama 20 suri teklif ettim ama olur mu deyip almadı. Çok teşekkür edip ayrıldık.

DSC00996

Ferasın söylediği yer ismini sora sora bulduk. 4 km falan yürüyerek sonra da bir otobüse binerek ulaşabildik. Feras eski şehirdeki evlerden birisinde kalıyormuş. Sadece odasının kirası 350 tl civarı bir şeydi! Evde hiçbir şey yok neredeyse, tuvaleti bile lavabonun karşısında ve sadece bir perdesi var.. Ama bulunduğu yer eski şehrin kalbi olduğundan fiyatlar da oldukça yüksek oluyor. Eşyalarımızı bırakıp Ferasla dolaşmaya başladık.

DSC01006

Muhteşem Emeviye camiisi.Harbiden çok güzel yapmışlar, helal olsun. İçeride yalınayak dolaşmak çok güzel bir his.

Camiye giriş turistlere ücretli, ama Müslümanlara ücretsiz. Bu durumda biz de Müslüman Türk oluyoruz hemen tabi. Görevliyle biraz tartıştıktan sonra, Ferasın sayesinde de para ödemeden içeri giriyoruz. [fb-like]

DSC03611

Selahaddin Eyyübinin türbesi. İçeride görülen mermer mezar almanların hediye ettiği mezar. Gerçek mezar bildiğin uyduruk bir tahtadan.

DSC03614

Muhteşem fatih Selahaddin Eyyübinin tahtadan mezarı.

DSC03623

Bunlar da ilk Türk pilotları, ilk türk hava şehitlerimiz. Mezarları Selahaddin eyyübinin mezarının hemen yanı başında. İstanbuldan Kahireye gitmeyi deneyen ilk 3 osmanlı pilotunun ard arda farklı şehirlerde düşmesi sonucu oluşan bir anıt. Arka solda pilotların rotası ve düştükleri şehirler, sağda resimleri ve isimleri, ön tarafta da Türkçe İngilizce arapça hikayeleri var.

DSC03634

Burada oturup güzel bi nargile içtik. İçeride bir otobüs dolusu rotary clup üyesi vardı. Çıkarken para bozdurmadıklarından hesapları dolarla fazladan fazladan ödediler.

DSC03632

Naneli çay, Lucky Strike, Nargile…

DSC03641

Hemen aynı sokakta yediğimiz nefis Şörmeler. Bunlar 50 suriydi yanlış hatırlamıyorsam.

DSC03643

Bu eski Şamın dar sokaklarındaki yerde bulunan İsrail bayraklarından birisi. Halı niyetine kullanıyorlar.

Gece Ferasın İtalyan kız arkadaşıyla da buluşarak sohbet ettik. Grupta birçok avrupalı vardı. Şam da Arapça eğitimi almak için yaşayan birçok avrupalı var.

Tam eve geldik, saat 11 olmuş, deli gibi yorgunuz, uyumayı düşünüyoruz, Feras bize; “CS den arkadaşlar bir tepeye manzara seyretmeye gidiyorlarmış, Arayıp sizi almak için buraya uğramalarını da söyledim” demesin mi? Çok mutlu olmuş gibi görünerekten aslında içimizden kızarak teşekkür ettik.

DSC01013

Son model lüks bir jipe binerek, Ferasın evinde kalmakta olan alman bir mimar kız ile bayram arafesindeki çılgın trafikte yol almaya başladık. Hardcore İngiliz aksanıyla konuşan Suriyeli şöförümüz arabayı müthiş hızlı kullanıyordu, .

DSC01010

Manzarayı görünce, kendimden, uyumak istememden bütün düşüncelerimden utandım! Burası Şama 25 km uzaklıkta Lübnana yakın bir tepe. Bütün şam ayaklarının altında. Hava oldukça ferah ve soğuk. O ferah havada müthiş manzarayı seyrederken geleneksl kıyafetli amcaların şık bardaklarda verdikleri nefis bir türk kahvesi içmek… Herşeye değer.

DSC01014

Akşam daha genişçe bir toplantı oldu. Şamın milyon dolarlık evlerin bulunduğu Esadın da oturduğu sokağın yakınlarında 90 Suriye kahve satan seyyar kahvecilerden kahve içtik. Kahveyi arkadaşlardan birinin ısmarlamış olması oldukça rahatlatıcıydı, yine de parayı ödemekte ısrar edip üzerime düşeni yaptım. İstanbuldayken arkadaşlar da bana ısmarlamıştı diyerek kabul etmedi parayı. Ama bunun yanında Avrupalılar teşekkür bile etmedi mesela.

Burada Lübnandan gelmiş birkaç kişi vardı. Lübnan nasıl diye sordum, hiç güzel değil, ayrıca çok da pahalı bir yer dediler.

Hepsi odlukça zengin ailelerden gelen, bazıları yazar, sanatçı olan 300.000 dolarlık evlerde yaşayan ilginç bir topluluktu. [fb-like]

DSC01017

Alman kız, bizim İngiliz aksanıyla konuşan şöförden hoşlanmadığından eve yürüyerek gitmeye karar vermiş. Bizim arkadaş da ona eşlik etmek istiyor. Sadece benim için 5 km gitmelerini istemediğimden mecburen ben de yürüyerek gittim.

DSC01018

Eve gittiğimde uyumak için 2 seçeneğim vardı. Ya Filipinli gay arkadaşın yanında yatacak, ya da hamam böcekleri ölüsüyle dolu yerde yatacaktım. Yerde yattım tabi. [Taylanddaki tecrübelerimden bir gay ile yan yana yatmanın iyi sonuçlar doğurmayacağını tahmin edebilecek sebeplerim var. ]

Alman kız üst kattaki bir yatakta, yol arkadaşım böceklerden kaçmak için merdiven arasında bir yere kıvrıldı.

Filipinli çocuk sabah 6 da kalkıp bir yere gidince, hemen uçarak onun yerine geçtim. En azından bir iki saat rahat uyumuş oldum.

DSC01021

Sabah Feras ile kahvaltılık humus almaya çıktık. Nefir bir kahvaltı yaptık. Suriyede çay yaparken ikili sistem kullanmıyorlar. sadece koca bir demlik ve içinde çay var. Ama çaylar güzel oluyor nedense. Bugün bayramın birinci günü, ama biz çok geç kalktığımız için ortalarda pek fazla kan yoktu.

DSC01022

Nasyonel Sosyalizm ölmedi; kalbimizde yaşıyor!

DSC01026

Geç saatte Ferasa teşekkür ederek evden ayrıldık, Lübnana mı yoksa Ferasın ısrarla tavsiye ettiği benim de Evrim Yiğitin bisikletle suriye gezisinden bildiğim Der Marmoussa ya mı gitsek derken, dünkü söylenenleri de göz önünde bulundurarak Lübnana gitmekten vazgeçip Der Marmoussaya gitmeye karar verdik.

Der Marmoussa Şamdan 60 km uzaklıkta çölde bir manastır. Dolmuş parasının 40 suri gibi bir şey olduğunu duyunca, deyim yerindeyse otostop yapmaya üşenip, 40 suri vererek dolmuşla gittik.

Otogarda bilet almak isterken, adam pasaportu istedi. Gidip polis merkezine pasaportu onaylatmam gerekiyormuş. Bir odaya girip, nereye gittiğimizi söyledikten sonra elimizde bir yazıyla gişeye giderek bilet aldık. Gişe dediğimde beton camsız bir oda, içeride bir sandalye ve bir adam.

DSC01027

Nabek de dolmuştan inip der marmoussanın yönünü sorarak yürümeye başladık. İki adımda bir gayet iyi arabalar yanaşıp, ezbere söylendiği belli olan “are you going to marmoussa?” “this car is taxi” demeye başladılar. Tabi ki kabul etmedik. Biraz daha yürüyüp otostop yapmaya başladık. Bir adam this car is taxi deyip, biz az paramız var diye cevap verince bizi yolunun üzerinde 3 km kadar Der marmoussa tabelasına kadar götürdü. Gerçekten de o yöne giden hiç araba o yolda da hiç ışık yoktu. Napalım zaten 17 km imiş, yürüyeceğiz diyerek yola koyulduk.

DSC01028

Zifiri bir karanlık! Issız bir yol, 5 km arkamızda kalmış, belli belirsiz parıldayan kasabanın ışıkları!

DSC01031

Bir iki araba geçti, otostop yaptık, ilk araba yavaşlar gibi oldu, ama durmadı, ikincisi de gaza iyice basarak hızlandı!

2 km daha yürüdükten sonra, gelen bir minübüse otostop yaptık, onlar da Der Marmoussa ya gidiyorlarmış. Bingo.

DSC01037

Manastıra giden uçurumu kaslarını kontrol edemeyen ve ancak destek alarak çıkabilen bir başka adama yardım ederek nefes nefese tırmandıktan sonra önce bir luck strike yakıp almanlarla tanıştım, sonra da içeri girip, sürmekte olan ayinin bir kısmına katıldım. Arapma konuşup  her iki kelimesinden biri “Allah” olan hristiyan rahip görmek çok farklı bir his!

DSC01047

Tam da bayram zamanı olduğu için manastır Suriyeli Hristiyan cemaatle ve diğer başka bizim gibi turistler ile doluydu. Birçok çok güzel Türkçe konuşan aslen Türkiyeli ama 1915 ten beri Suriyede yaşayan Ermeni de vardı.

Erasmus ile Türkiyede okuyup bayram tatilini Suriyede değerlendiren avrupalılar, bize Suriyeye beraber seyahat etmeyi teklif ettikleri Würk arkadaşlarının hepsinin “NEE suriyeye mi gidiyorsunuz? Gitmeyin, orda savaş var üstelik çok pis” gibi şeyler söyleyerek nasıl şaşırdıklarını anlattılar. Gayet normal dedim.

DSC01058

Burası odamız.

DSC01055

Manastırın en yukarısında, hemen tuvalet ve banyonun üzerinde taştan bir odada, başka işsizlik maaşıyla dünya turu yapan 2 alman otostopçula kaldık.

DSC01084

Der Marmoussa

DSC01095

Kahvaltıdan sonra gezintiye çıkıp iki Alman arkadaşla biraz tırmanış yaparak, küçük bir maceradan sonra manastırın olduğu eteğin en yüksek noktasına çıktık.

DSC01102

Büyüleyici.

DSC01121

Freecycle aracılığıyla edindiğim; bir başkasının artık ihtiyacı duymadığı, ekranının ortasında kocaman siyah bir delik olan fotoğraf makinemle, otomatik fotoğraf çekme denemelerimiz.

DSC01119

Bu sefer de olmadı!

DSC01127

Manastır oldukça kalabalık. Özellikle gündüzleri geçerken uğrayan büyük turist kafileleri mevcut. Bu da yemek sırası.

DSC01133

Manastırda harika bir başka gece, yeni kurulan arkadaşlıklar, derin sohbetlerden sonra ertesi gün, ne yapıp edip güneşin doğuşunu seyretmek için erkenden kalktım. Güneş manastıra tam karşı cepheden doğuyor. Müthiş bir manzara… Harika bir doğa olayı.

DSC01067_1024x768

Manastırın merdivenlerini inerken saydım. tam 338 tane basamak var.

DSC01139

Sessizlik! [fb-like]

Manastırda toplam 2 gece kalmış olduk. Şimdi amacımız, yavaş yavaş kuzeye doğru otostop yapmaya başlamak.

DSC01144

Sarı Otobüs. Come on baby/take a chance with us/meet me at the back of the/blue bus.

Smoking Nargile with Kids.

Manastırın çıkışında gençler yine selam verip fotoğraf çekilmek istiyorlar.  Nargile ikram ediyorlar.

DSC01153

Çocuklar hatıra için türk parası isteyince 5 TL ile 50 suri değiştirdik. Şu ana kadarki en kötü değişim oranı.

DSC01156

Çölde The Doors dinleyerek yürümek…

[fb-like]

  • http://farelikoyunhayalcisi.blogspot.com/ FKH

    dedim ya ikincisini daha güzl olur.. olmuş işte. valla ne yalan söyliyim o taraflara gitmek biraz cesaret işi. başarmışsın, helal olsun. en azından yardım eden, yatacak yer (pek iyi olmasa da) veren birileri çıkmış. bunlar büyük artılar..

    kahvaltı da humus filan bunlar güzel hareketler. ödüllendirmek lazım bünyeyi :)

    3. bölüm için bekleme mode on

  • gökçen

    Şam’a An Nasr caddesinden ve bağdat demiryolları müzesi önünden giriş yapmak ne büyük bir şans olmuş sizin için.ben İdlip’te kaybolup tabiri caizse Çiçek Abbas filminden fırlamış bir otobüsle giriş yaptığımdan pek bişe anlamamıştım:) Manastır konusunda ise tam anlamıyla özendim size birde maceracı diyordum kendima 190 metrekare her yeri altın revaklı bir evde rahat yataklarda uyuyarak geçirmiştim Şam’ı:) devamını merakla bekliyorum bende…
    gökçen..

  • gökçen

    Şam’a An Nasr caddesinden ve bağdat demiryolları müzesi önünden giriş yapmak ne büyük bir şans olmuş sizin için.ben İdlip’te kaybolup tabiri caizse Çiçek Abbas filminden fırlamış bir otobüsle giriş yaptığımdan pek bişe anlamamıştım:) Manastır konusunda ise tam anlamıyla özendim size birde maceracı diyordum kendima 190 metrekare her yeri altın revaklı bir evde rahat yataklarda uyuyarak geçirmiştim Şam’ı:) devamını merakla bekliyorum bende…
    gökçen..

  • ramazan

    Ümit bravo.. Zehiri nasıl enjekte ettiysek .. Hayatının yönü değişti.. ve iyi ki de böyle oldu.. Sevgiler..
    Ramazan KURUÇAY

  • http://yolda.org/blog UmitOrhan

    Çok teşekküler sevgili Ramazan! :)
    Bisikletle istanbulda ilk yapacağın geziye bende katılabilir miyim? :) Eski günlerden İzmir Karaburun Çeşme turumuzdan konuşuruz! :)) hehe.

  • http://yolda.org/blog UmitOrhan

    Valla, Şamdaki bu caddenin isminin An Nasr olduğunu yeni öğrendim. Biz gece 5 te kendisini terk edilmiş bir otogarda bulan her insanın yapabileceği gibi kalabalığı takip ettik sadece. :D
    Bu arada Şamda gece yarısı ilk karşılaştığımız insanlar parklarda yaşayan evsiz insanlardı. Onlarda bile o orta doğu insanına has bir sıcaklık var. Çok sevdim.

  • Hakan Kayışlıgil

    Bayramda biz de oralarda pedalladık,
    keşke karşılaşabilseydik, belki size de otostop çekerdiniz :)

    Hakan Kayışlıgil

  • Bisikletcanavari

    Ümit inan bana özellikle Şam’ı bizden daha iyi gezmişsiniz. İmrendim doğrusu ! Boş bulunduğum ilk ara senin peşine takılmak farz oldu. Mutlaka bunuda denemek istiyorum !

  • umit

    ben ilk defa enes arkadaşımsayesinde sizi tanıdım ve maceralarınızın devamını merakla bekliyorum ..

  • http://yolda.org/blog UmitOrhan

    Merhaba Ümit. :)
    9 günlük bir gezinin fotoğraflarını koyup yazı yazmak tam 2 gece sürdü. :) Ben daha önceleri safça 3 aylık asya gezisini yazarım falan diye düşünüyordum. :))
    Ama yazdıkça belli bir yerden sonra hız kazanıyorsun doğal olarak sanırım, en azından öyle umuyorum. :)
    güzel yorumun için çok teşekkür ederim.

  • http://yolda.org/blog UmitOrhan

    Bir Mısır gezisi yapsak, otostopla, nasıl olur ? :) :D
    Aklıma girdi bir kere bu düşünce artık, sadece zamana ihtiyaç var. :))

  • http://yolda.org/blog UmitOrhan

    Türkiye içinde giderken, ara ara bisikletli gezginler görmüştüm. Geçerken şöförden biraz yavaşlamasını rica edip, acaba tanıdık birisi mi diye iyice bakıyordum. :)
    Keşke karşılaşabilseydik. Çok güzel olurdu … :)

  • Vedat

    Arkadaşım tebrik ediyorum seni ve senin gibileri… Bende düşünce ve planları yapıpta hayalde kalanları sizler gerçekleştiriyorsunuz .. imreniyorum sizlere…