50 TL=9 Günlük Suriye Seyahati(Son Bölüm)

Birkaç araba yanımızdan geçiyor, dolu olduklarını görünce otostop yapmıyoruz, daha sonra boş bir toyota yaklaşıyor, otostop yapıyoruz, o da ne? Manastırda ilk gün uzunca sohbet edip sık sık aynı masada yemek yediğimiz çok güzel Türkçe konuşan Ermeni arkadaşlar. Bizi Homs yakınlarına kadar 150 km götürüyorlar.[fb-like]

İnip tekrar otostopğ yapıyoruz. Bir Land Rover duruyor! Otostopla bindiğim en lüks araba olmasa da otostopla bindiğim ilk land rover. En öndeki beyaz araba. Fotoğraf makinesinni açılması birkaç saniye sürdüğünden ancak yakalayabildim.

Yol kenarında otostop yaparken, durup sorular soran, Türk olduğumuzu öğrenince bizi ısrarla evlerine kahve içmeye davet eden abi kardeş.

Kahveden ve yiyeceklerden sonra, küçük kardeş bizi arabasıyla bırakacağını söyledi. Yol kenarında bırakırsınız, biz otostop yapıyoruz dedik, ama tabi, dil konusunda büyük problem var. Biz Arapça bilmiyoruz, onlar da Türkçe ya da İngilizce bilmiyorlar. Bizi doğru otogara götürüp, biletimizi almak istedi. Böylece 100 Suri daha harcayarak Homsdan Lattakia ya kadar olan 150 km lik bir kısmı da otobüsle gelmiş olduk.

Otobüste manastırda arada bir görüp selam verdiğimiz ama hiç konuşmadığımız Der Marmoussa da kalmış olan başka insanlar da vardı. Lattakiaya geldiğimizi öğrenince, buyrun lütfen misafirimiz olun dediler.

Gece saat 11 e doğru bize bizi ilk başta evlerinde ağırlamayı düşündüklerini ama şimdi evlerinin müsait olmadığını öğrendiklerini söylediler. E tabi karşılık olarak; tamam sorun yok, biz şuradaki parkta uyuruz diyemedik. Zaten otobüsten indiğimizden beri bize hiç hesap ödetmeden herşeyi aralarında hallediyorlar. Bir de 30 liraya 2 kişilik oda bulup onun parasını ödemeye çalışmasınlar mı? Cebimde kalan bütün parayı büyük bir hızla çıkarıp resepsiyoniste verdim. Gezinin 15 TL lik T.C. Yurt Dışı Çıkış HARACI’ndan sonraki en büyük gideri.

Ertesi sabah saat 10 da bizi gelip otelden aldılar, şahane bir yere, kahvaltı etmeye götürdüler.

[fb-like]


Pek yoruma gerek yok.

Kahvaltıdan sonra Lattakia da ünlü bir müzik gurubu olan arkadaşın evine kahve içmeye davet edildik.

Suriye misafirperverliği…

Sonra tekrar dün akşamki kafe.

Burada yol arkadaşımla Suriyede Coca Cola olup olmadığına dair bir Lucky Strike ına iddaya girdik. Ben her yerde Pepsi gördüğümden Coca cola da mutlaka vardır diye düşününce iddaayı kaybettim. Suriyede Coca Cola yok arkadaşlar. Pepsi var.

Hatay-Yayladağı sınır kapısının Suriye tarafındaki bir kasaba olan Kasab’a 35 Suri ödeyerek minübüsle geldik. Suriyenin yeşil olan nadir kısımlarından birisi Kasab bölgesiydi sanırım. Minübüs yolculuğu korku filmi gibiydi. Keskin virajlı dağ yollarında sanki arkada eşi doğum yapıyormuşçasına araba kullanan psikopat bir şöför ile korkunç bir yolculuk geçirdik. Bir de otostop tehlikeli diyorlar… Minübüslerden korkun asıl siz.

Yol ayrımında inip biraz yürüyerek sınır kapısına geldik.

Sınır kapısında yazan 6 maddelik oldukça gereksiz bir “yapılması gerekenler” listesi. Suriyeden yürüyerek çıkıp Türkiyeye sınır kapısına doğru yürüken, polis bizi durdurup sınırı yürüyerek geçmenin yasak olduğunu söyledi! Nasıl yani, Suriyeden yürüyerek çıkabiliyoruz ama Türkiyeye yürüyerek giremiyor muyuz? diye sordum. Kural buymuş. Siz burda bekleyin ben geçen arabalardan briini durdururum binersizin dedi. Bir başkasının senin için otostopyapıp araç durdurması ne hoş.

Yaşlı bir hataylı çift polisin ricasıyla bizi de arabasına aldı. Onlar hataya gitmiyorlardı ama bi hayata gittiğimizi söyleyince, fazladan 70 km saparak bizi hataya götüreceklerini söylediler. Zahmet olmamak için müsade etmeyip arabadan indik. Sınırda garip bir köydeyiz, otostop yaparkenduran ilk araba; hataya gitmiyoruz ama ücretini verirseniz götürebiliriz dedi. Ücreti ne kadar diye sordum; 5 dakika düşünüp hala cevap veremeyince, sağolun biz otostopa devam edelim diyerek ayrıldım.
Daha sonra bir Pejo durdu. Adam camı açıp, direk siz ne iş yapıyorsunuz diye sordu. Öğrenciyiz dedim. Sanki bir işmiş gibi. Gelin o zaman, kaçakçıysanız sorun yok dedi! Sanki kaçakçı olsak siz ne iş yapıyorsunuz diye sorduğunda Kaçakçıyız abi biz diye cevap vereceğim. Polismiş. Suriyeye 100 m mesafede bir köyde doğup büyümüş olmasına rağmen Suriyeye hiç gitmemek… Ah.

Akşamı Hataydaki akrabalarının evinde geçirdik. Ertesi gün Adanaya gidecek bir arkadaşları olduğunu öğrenince, hemen durumu :) uygun bir şekilde otostopumuzu yaptık. Sabah 4 te yola çıkarak çok hılzı bir şekilde Adana gişelerine kadar geldik…

Güneş yeni doğuyor!

En uzun bekleyişlerimizden birisiydi sanırım. Duran birkaç kişi de zaten Adanaya gidiyorlardı.


Sonunda Mersine giden bir araç bularak Pozantı yol ayrımına kadar gelmeyi başardık. Pozantı yol ayrımı! Burası benim yazın yine Gözneden İstanbula otostopla dönerken durduğum otostop yaptığım bir yer… İçimde oldukça iyi bildiğin bir yerde olmanın rahatlığı oluştu.
İlki hemen Ramazan bayramı sonrası, ikincisi ise Kurban bayramı sonrası olmak üzere iki ay arayla çekilmiş iki fotoğraf…
İlk fotoğraf Eylül ayında yaptığım otostopla İstanbul-ege-akdeniz-İstanbul turundan.
Son gün Gözneden dönerken Adana-Mersin otoyolunun Pozantı sapağında otostop yaparken yine otoyolda portakal satan Sedat ile tanışmıştım.
Hayırdır kardeşim, yolculuk nereye sorusu ile başlayan sohbetimiz ben sonunda bir kamyon durdurana kadar oldukça uzun sürmüştü.
Orada yılın ilk portakallarından yemiş, ayrılırken de Sedat ısrarla bana bir çuval portakal hediye etmek istemişti. Yüküm zaten yeterince ağır olduğundan çok teşekkür edip almamıştım.İkinci fotoğraf ise otostopla Suriyeden dönerken. Sabah 4 te Hataydan başlayıp öğleye doğru Pozantı sapağına ancak gelebilmiştik.
Sedat yine oradaydı! Beni görür görmez gidip bir çuval mandalin getirdi. “Bu kez hediyemi kabul etmek zorundasın” :) .
Geçmiş -kurban bayramını da kutlayıp- bol bol teşekkür ederek yola devam ettik.

Pozantı yol ayrımından tek araçla Ankaraya kadar geldik. Geçen seferkinde önce Pozantı gişelere gitmiş sonra da oradan tek araçla İstanbula evimin önüne kadar gelmiştim.

Yine yollarından 20 km kadar ayrılarak bizi otoban gişelerine kadar bıraktılar.

Gişelerde 20 dakika kadar buz gibi hiç değişmeyen Ankara soğuğunda bekledikten sonra, Nissan QQ bir araba bizi aldı. İzmit yol ayrımına kadar 160 km hızla gelip oradan sonra trafikte 1 saat kadar bekledik sanırım. Gece yarısı arabadan Mecidiyeköyde ayrıldık.

Hatta o gece, metrobüs gişelerinden geçmek için akpilimi evde unuttuğumu fark edip, geçiş yapanlardan bisine akpilinizi kullanmamın bir sakıncası var mı diye sorduğumda, adam benim için de akpil basmış, para almamıştı.

Şu otostoplu yolculuklar bir kere de gece yarısı sona ermese… O yorgunlukla sahilden evime giden bu yokuşu çıkmak yerine yolun kenarında kamp kurmayı bile düşünüyorum bazen…
[fb-like]




