Güneşe Otostop

2011 Aralık 3
by umitb

Uzun süredir düşündüğüm Endenozya ve Kuzey Irak seyahatlerini kız kardeşimle birlikte seyahat etmek için iptal edip, daha sonra ikimizin de hasta olması sebebiyle birlikte yola çıkamayacağımız kesinleştikten sonra bir sabah ateşim olmasına rağmen hırsla güneşli bir yerlere doğru yola çıkmaya karar verdim.

İstanbulda bile hava oldukça güzel gibiydi, sadece ceketimi alıp evden otobana yürümeye başladım.

Geçen yıl Suriye gezisinde bir araç için 3 saat beklediğimiz Gebze çıkışındaki yer! Ne iyi ki bu sefer sadece 5 dakika kadar bekliyorum.

..and the hitchhiker, stood by the side of the road, leveled his thumb, in the calm calculus of reason

Birileri otoyola Serdar Ortaç albümü düşürmüş. Tabi ki eğilip zahmet ederek almadım.

Anadolunun içlerine doğru have gittikçe soğuyor. Bunun üzerine otostop şansımın pek iyi gitmemesi de eklenince başparmağım donuyor neredeyse.
Eski bir reno durup beni otobüs parasına 30 km kadar götürebileceğini söylüyor, otostop yaptığımı söyleyince, öğrenci misin sen deyip, e gel o zaman diyerek kabul ediyor aracına. İçeride de sakalımdan dolayı önce benden para istediğini, bu bölgede bendeki bu sakalla kimsenin durmayacağını söylüyor.

Eski toprak, süper zengin, herşeyini kendi kazanmış Ağrılı bir girişimci ile şanslı bir sürüşten sonra Afyona varıyorum. Harika bir sohbetle, dolunay eşliğinde en eğlenceli anılarımdan birisi oluyor. Bir ara aracın farlarını kapatıp, ay ışığında çevredeki tepeleri seyrede seyrede saatte 120 km hızla gidiyoruz.
Geceyi Afyon cumhuriyet sehitliginde uyku tulumumun icinde sabahlayarak gerçiriyorum. Hava: Soguk. Tamamen hazırlıksız olduğumdan ve halihazırda da hasta olduğumdann oldukça zor bir gece oluyor.

Şehitlik güvenlik kameralarıyla korunuyordur yazılarını dikkate alarak o geceyi fazla dikkat çekmemek için çadır kurmak yerinde uyku tulumunun içinde geçirdim. Ama şehitliğin korunduğu falan yoktu. Ertesi sabah gördüğüm kadarıyla tam bir çöplüğe dönmüş şehitlik, alışveriş merkezinden çıkan insanların mesire yeri olarak kullanılıyor

Günün ilk ışıklarıyla beraber uyku tulumunun üzerindeki buzdan kurtulduktan sonra bu soğuk bölgeden olabildiğince hızla uzaklaşmak için otostopa başaldım. :)

Yoldaki ilginç görünüşüm sayesinde sadece kamyonlarla yolculuk yapıyorum. Bölge insanının top sakallı insanlarla gerçekten ciddi bir sorunu var. :D

Soğuktan donmuş Anadolu içlerinden, sıcak akdeniz gecelerine, en anlamlı sürüş.
Burdurda biraz bekledikten sonra oldukça şanslı bir şekilde Fethiyeye kadar giden bir araç buluyorum. Şöför, oldukça zengin ama şarkıcı olma hayalini ailesinin baskısıyla bir türlü gerçekleştiremediği için bir o kadar da mutsuz bir iş adamı.

Kavunlar dayanılmaz. Gezi boyunca ana besin maddelerimden birisi oluyorlar. :)

avundan sonra daha da ileri giderek kendimi türk kahvesi ve tahinli bir çörekle şımartıyorum. :) Gökyüzü masmavi, hava güneşli, ve sıcak. İnsan daha ne ister ki.

Yaşlı adam ve Lunapark.
Oldukça yaşlı bir amca yavaşça yol kenarına kadar gelip, uzunca bir süre hiç kıpırdamadan lunaparkı seyrediyor… zihninden geçenleri kim bilebilir?

Uzunca bir süre dinlendikten sonra Fethiye çıkışına kadar 5 km kadar yürüyorum.

Günbatımına doğru nihayet Ölüdenize varıyorum. Kabak’a kadar daha 25 km gidilecek yolum var.

 

Bu harika yeri hemen terketmek mümkün değil. Çantamı bir yere bırakıp plajı baştan başa yürüyürum bir kez.

 

Bir süre sonra otostopa başlayıp, Faralyaya kadar giden İzmirli bir çiftin aracına biniyorum ve yavaşça yükselmeye başlıyoruz. Yükseldikçe manzara da güzelleşiyor.

İzmirli çiftten ayrıldıktan sonra uzun bir süre oradan ayrılmadan manzarayı izliyorum.

Kelebek Vadisi kenarında manzaranın çekiciliğine dayanamayıp mola veriyoruz.
Bu cesur ve meraklı oğlak da uçurumun kenarında günbatımını seyreder gibi görünüyor.

Dolunay yürüyüşü! Daha gidilecek 5 km kadar yolum var. Denizden bir hayli yüksek olmana rağmen dalgaların kayalara usulca çarparken çıkardıkları sesi duyabiliyorsun. herşey o kadar güzel ki, insana sonraki günler için aldığı yiyeceklerle birlikte 20 kg gelen sırt çantasını unutturuyor. :)

Sonunda! Ama vadiye inmek için yarım saatlik bir başka patikadan yürümek gerekiyor. Lambaya gerek olmadan dolunay sayesinde hiç zorlanmadan yol bulunabiliyor.

İlk geceyi çok fazla düşünmeden hemen plajda uyku tulumunun içinde geçiriyorum. Yıldızların altında denizden gelen hafif bir esinti ve dalgaların sesiyle beraber muhteşem bir uyku.

Kahvaltı: yulaflı bisküvi, peynir, ekmek, salatalık turşusu, ketçap, ekmek ve acılı meze. :)

Hava son derece güneşli ve sıcak ama deniz daha da sıcak! Botları çıkarıp denize doğru koşmak oldukça ilginç.

Kış aylarını burada sığınarak geçirmeli. Ekim ayında güneşin altında yanmak harika bir şey.

Güneş bu kadar erken batmasa çok daha iyi olacak aslında. Tamam, gündüz süresi kuzeyden çok daha fazla ama insan yine de 25 C güneşli bir günün saat 5 te bitmesini istemiyor. :)

Tamamen yalnız kalmak için plajın öteki tarafına kayaların üzerinden yürüyüp bu sefer çadırımı kuruyorum. Dolunay ışığında gece yarısına kadar yazmak, yüksek sesle içinden geldiği gibi şarkılar söyleyip, dans etmek… Unutulmaz bir gece.

Ayrılık vakti… Bir öğleden sonra çantamı toplayıp bu muhteşem doğaya teşekkür ederek ayrılıyorum seesizce.

 

Vadiye gece indiğim için bu harika manzarayı görememiştim. Meyveleri fark edememek de kötü oldu. 
Ölüdenize doğru yürümeye başlıyorum. İnce uzun bir yol. Güzel ve ıssız.

 

‘Before I sink into the big sleep,
I want to hear, I want to hear
The scream of the butterfly

Come back, baby, back into my arm
We’re getting tired of hangin’ around,
Waitin’ around with our heads to the ground
I hear a very gentle sound
Very near yet very far
Very soft yet very clear
Come today, come today

 

 

 

Gökyüzü bu kadar mavi iken mutsuz olmak ne mümkün?

Birkaç saat yürüyüp , 4-5 araçla gün batımına kadar ancak Kalkana varabiliyorum. Bir benzin istasyonunda çay ocağından sıcak su alarak çorba hazırlıyorum kendime. Gaziantepli bakkalın sahibi, hemşeri olduğumuzu öğrenince bunlar da benden olsun deyip aldıklarım için para almamaya çalışıyor, zorla veriyorum.
Çoktandır bitmek üzere olan kameranın pilleri tükendiğinden, ve sonn iki gündür telefonun şarjı da olmadığından bu bölümle ilgili pek bir fotoğraf yok.
Akşam saat 8 gibi, 10 dakikada tek bir aracın geçtiği Kalkan-Kemer yolunda otostopa başlıyorum. Yarım saat sonra Antalyaya kadar giden bir nakliye aracı duruyor!

 

***

 

Olimpos yol ayrımına gece oldukça geç vardım. Olimposun yoldan 11 km içeride olduğunu öğrenmek oldukça iyi bir süpriz oldu. Dolunayda dev çam ağaçlarının arasından 1,5 saat kadar yürüdükten sonra bir araç bulup, geri kalan yolu onla geldim. Çadırımı kuracak bir yer bulduğumda saat gece yarısını çoktan geçmişti.

-

Ve Olympos!

Olimposun içerisinde ilk defa Hint İncirine rasladım.

Dilerseniz resmi indirip okuyabilirsiniz. :)
Bu da Olimpos hakkındaki wikipedia sayfası: http://tr.wikipedia.org/wiki/Olimpos_Beyda%C4%9Flar%C4%B1_Mill%C3%AE_Park%C4%B1

Şehir inşa etmek için iyi manzaralı yer seçmişler. :P

Şehri korsanlardan korumak için inşa edilmiş duvarlar…

Akdenizde de bile olsa sonbahar kendini gösteriyor. :

Ördekler için cennet bu olsa gerek.

Antik çağda nehrin iki yakasını birbirine bağlayan köprüden geri kalanlar… Şimdi nehir kumsalı geçip denize ulaşamayacak kadar ggüçsüz olduğundan gerisin geri taşıp, bu küçük göleti oluşturuyor.

Çoğunlukla şehrin ileri gelenlerinin gömüldüğü mezarlık. Sanki masal dünyasındaymış gibi gerçeküstü bir görüntü sunuyor.

 

Lykiarch Mezarı: Olimpos ile ilgili internette en çok dolaşan fotoğraflardan birisi.

Antimachosun Lahdi.

Zaman sanki şehir yııkıldıktan sonra durmuş gibi. bütün yer, God of war oyunundan fırlamış bir sahneyi andırıyor.

 

 

Liman Anıtı: Bir başka oldukça ünlü fotoğraf.

“Son limana girdi demirlerdi gemi, çıkmamak üzere çünkü ne rüzgardan ne de gün ışığından medet var artık; ışık taşıyan şafağı terk ettikten sonra Kaptan Eudemos oraya gömüldü gün misali kısa ömürlü gemisi, kırılmış bir dalga gibi…”

Ceneviz kalesinin altındaki kayalıklarda birşeyler atıştırdıktan sonra biraz yüzüp sonra tekrar antik kentin nehrin karşı yakasındaki kısmını gezmek üzere yola koyuluyorum.

Mavi ve Yeşil, Olimposa hakim iki renk.

Açık hava sahnesi.

Roma hamamı… Gerçekten çok büyük.

Kapılar. Kapılar…

Doğa insanların kendisinden çaldığını er ya da geç geri alır…

Ve; bir yolculuk daha burada sona erer.

 

Olimpostan sonra Antalya yolunda yağmur başlayınca, ve tüm yurtta havanın 10 derece soğuduğunu öğrenince, daha önce otostopla 5 kere gittiğim bu yoldan soğuk havada hastayken istanbula gitmek yerine, havalimanına gelerek Istanbula uçakla geldim.

  • http://twitter.com/denizyarar Deniz Yarar

    serdar ortac muhabbetine cok güldüm!!! :) helâaal!

  • Beyinter

    bir dahaki maceranıza eşlik etmek isterim,
    beyinter @ gmail.com