Ko Phangan-Full Moon Party
Ko Phangan adası nerede? View Larger Map
Vapurdan indikten sonra biraz yürüyürek etrafı seyrederken iskelenin yakınlarında bir çardak gözüme ilişti. İnanılmaz bir manzara vardı. Yol yorgunluğunu da üzerimden atabilmek için en yakın 7/11 e yürüyüp, bir büyük iki küçük Chang marka bira aldım. İskeleye gelip, en güzel köşeye oturmuş birasını yudumlayan İskoça bir selam verip ben de manzaranın tadını çıkarmaya başladım.
Sohbet etmeye başladık. 5 yıldır adada yaşıyormuş. Ko Phangan yeryüzündeki en güzel yermiş. İlk kez bir Türkle karşılaşıyormuş. Türklerin beyaz olmasına şaşırmış. Birasının bittiğini farketmiştim. Zaten içemeyeceğim büyük birayı ona ikram edince iyice şaşırdı-sevindi. “Peki sen ne kadardır adadasın?” sorusuna “ Birkaç saattir“ cevabını verince, “Full moon party öncesi iyi ve boş oda bulmak imkansız ama istersen benim evde kalabilirsin” gibisinden bir şeyler söyledi. Biralar bitmeye yakın onun motorunu kullanarak 7/11 kadar gidip iki büyük Chang daha aldım.
Kız arkadaşı ve ailesiyle de tanışıp Art ın bu süper önerisinin göründüğü gibi olduğundan iyice emin olana kadar kesin bir cevap vermedim tabi.
Akşam hep birlikte bir festivale gittik. Festivalin adı yemek festivalimiydi hatırlamıyorum. Sahnede bir grup konser veriyor, insanlar da yemek yiyerek konseri izliyorlardı. Art, Tayca bilip, kız arkadaşı da çok iyi ingilizce bilmediğinden, sofrada yarı tayca yarı ingilizce garip bir dil konuşuluyordu.
Akşam iyice geç saatte eve gelip birkaç bira daha içerek sohbete devam ettik. Kız arkadaşı bir süre sonra ayrıldı. Art ile kız arkadaşı aynı evde yaşamıyorlarmış. Tabi tanıştığım bu hatunun Art ın adadaki birçok kız arkadaşından sadece birisi olduğunu sonraki günlerde öğrendim.
Gece hamakta uyudum. Sabaha kadar saçaklara çarpan sağanak yağmur, çok gürültü yapıyordu.
Sabah iyice erken saatte evdeki papağanın konuşmalarıyla uyandım! Gerçi Art uyarmıştı çok geveze bir papağan iki üç farklı insan sesi taklit edebiliyor diye ama herhalde dalga geçiyor sanıp inanmamıştım. Zaten uyanmamı sağlayan şey papağanın çıkardığı insan seslerini gerçek sanıp, eve gelen misafirlere ayıp olmasın diye kalkmamdı.
İnanılmaz güzel bir yer. Gerçekten Art ın anlattığı kadar var. Bahçede Ananas, Hindistan Cevizi ve Muz ağaçları var, ve bu meyvelerin hiçbirisine para vermeden dalından kopararak yiyebiliyor.
Önce evde kahvaltı yaparak, daha sonra da kız arkadaşının işlettiği, kendisinin işi kurmasına yardımcı olduğu küçük restorana giderek orda da kahvaltı yaptık.
Kahvaltıdan sonra hep birlikte benim için adada oda aramaya başlamıştık başladık. Nereye gittiysek hep full doluydu. 5 yıldır adada yaşayan Thaice konuşabilen bir adam ve 30 yıldır adada yaşayan bir kadın da bulamadıysa benim tek başıma bulmam ne kadar zor olurdu tahmin edemiyorum.
Art, bildiğim son bir yer daha var, öğle yemeğinden sonra oraya da bakarız deyip tekrar eve geldik. Onlar daha dün tanıştıkları misafirlerine Hint yemeği pişirirken ben de bisikletle evin etrafında turlar atıp bisiklet dergileri karıştırdım.
2 tane full XT trek! Off. Kendi bisikletini kendisin tamir etmesi gerektiğinden bu dergileri de ingiltereden kargoyla getirtmiş.
[fb-like]
İlk Hint yemeğim, tek kelimeyle enfesti… Bir insan sadece hobi olarak yaptığı halde nasıl bu kadar güzel yemek yapabilir anlamadım.
Akşam Art ın benim bildiğim son bir yer daha var dediği yere gittik. Başka bir kız arkadaşının adanın batısında, deniz kenarında otel olarak kiraladığı küçük evleri varmış. Normalde hele de Full Moon party öncesi 2000 Bahta kiraladıkları buzdolabı, LCD televizyon, klimalı odaya art sayesinde iki geceliğine 1000 baht verdim. Odada 3-4 kişinin rahatlıkla yatabileceği bir yatak vardı! Eminim o gün sahile gidip, 200 bahta klimalı oda diye bir tabela tutsam, 3 kişiye satsam, bu işten kar bile edebilirdim.
İki gün adada takılıp kiraladığım motorla adanın yolu olan her yerine gittikten sonra, Full moon party nin olduğu gün odadan çıkıp, sırt çantamı alarak partiye doğru gitmeye başladım.
Adanın merkezindeki Night Bazarr da akşam yemeği yerken, boş olan tek yere oturmuştum. Denverli Davis ile böylece tanıştım. Normalde abisiyle birlikte geziyormuş, ama abisinin iki gün önce acilen amerikaya geri dönmesi gerekmiş. Kendisi de bugün motorsiklet ile kaza yapmış ve motorsikletin kenarlarında çizikler meydana gelmiş. Gidip bir tamirciye çizikleri yok ettirmiş. Ama tamirci motorsikletin üzerindeki yazıdan motorun kiralandığı yeri arayarak durumu anlatmış. Kadın da imzaladığı anlaşmayı göstererek yaptığının sahtekarlık olduğunu söyleyip eğer kendisine $500 dolar vermezse bir daha pasaportunu asla göremeyeceğini söylemiş. Uzun tartışmalar sonucu mecburen 500 dolar ödeyip oradan ayrılmış.
Full moon party nin olduğu plajda içki fiyatlarının fazla olacağını düşünerek etraftaki 7/11 lerden birer büyük bira ve küçük bir şişe viski aldık. Chang mi Singha mı tartışması her zaman oluyor.
İşte gezinin en sevdiğim kısmı… Davis ile uzun uzun o kafaya rağmen edebiyat, yol, jack kerouack, jack london konuşuyorduk. ilk kez bir amerikalıyla amerikalı yazarlar hakkında konuşabiliyordum.
Full moon party Haad Rin de oluyor. Burası da adanın merkezine 4-5 km uzaklıkta. Bu 5 km için dolmuşlar kişi başı 150 Baht istiyor. Biz de motorsikletin günlüğü 100 baht a kiralanabildiği bir yerde bu parayı hayatta vermeyiz diye konuşyoruz. Zaten Davis daha sabah 500 dolar dolandırılmış. [Motoru tamir için harcadığı 50 dolar da yanına kar kalmış]. Böyle giderken kırmızı ışıkta önümüzde bir dolmuş duruyor. İçinde biraz boş yer de var. Atlıyoruz.
Dolmuşlara para inerken veriliyor. Tam Haad Rin e gelmek üzereyken Davis e aslında şimdi atlasak bizi hayatta bulamaz, 150 Baht tan kurtulmuş oluruz dememle birlikte çocuk Harika bir fikir diyerek atlıyor! Arabadaki italyanlar şaşkına dönmüş bir vaziyette, Ah şu Amerikalılar diyerek söyleniyorlar. Çok haklısınız diye cevap verdikten hemen biraz sonra, biraz yavaşlayınca ben de arabadan atlıyorum.
150 baht vermemiş olmanın da sevinciyle, o gece partiye harika bir başlangıç yapıyoruz!
Her yer tıklım tıklım dolu. Ve partinin yapıldığı alana 100 Bahtlık bir giriş ücreti var. En azından bunu ödedik.
Plajda 20.000 den fazla kişinin olduğu söyleniyor. Çoğunluk isveç norveç rusya gibi soğuk ülkelerden olmasına rağmen azımsanamayacak kadar da israilli bir kitle var.
Partide uyuşturucu kullanımı çok yaygın. Aydınlatılmamış nadir köşelerde Thailer yaklaşıp, hap, esrar lazım mı diye soruyorlar. Bunların dolandırıcı olduklarını duydum. Ama yine de biraz daha fazla para verilip barlardan daha garanti şeyler temin edilebiliyor.
Meşhur ateş gösterileri… Burada ateşli ipleri çevirenler bilerek ip atlayanların ayağını yakmaya çalışıyorlarmış. İp atladıktan sonra çok sinirlenen Davis çocuklardan birinin üzerine bira şişesini fırlatmıştı. iyi ki denk gelmedi.
Işık altında parlayan fosforlu boyalarla vucutlarına resim çizdirebiliyorsun. Ama 10 TL den başlıyor. Biz plajda yarı dolu boya kutuları bularak, birbirmizin üzerine saçma şekiller çizdik.
Ne yaptığımızı gören etraftaki insanlar da aynısından istemeye başladı. Davisin kamerasının ekranı bozulduğundan bütün fotoğrafları ben çektim! haha.
Plajda onlarca farklı bar var. Bir çoğu tekno, pop gibi geri zekalı şeyler çalıyor. Nirvana çalan bir DJ bulup, orada taklıdık.
Ortamda müthiş bir isveç hakimiyeti var! Sanki bütün isveçliler isveçi terk edip buraya doluşmuş. Harika bir şey.
İsveçe bayılıyoruz efendim. Hastasıyız.
[fb-like]
Onun dışında etrafta üzerinde “For Sale” yazan birçok Taylandlı kadın da mevcut. Tabi İsveçlilerle rekabet etmeleri imkansız. Zaten +50 yaş grubuna hitap ediyorlar genelde.
İşte hepimizin burda olma sebebi: Dolunay.
Ortalıktan neden bu kadar çok İsrailli olduğunu bir türlü anlayamamıştım. Peki bu bir araya gelip bayrak sallayarak altında dans etmek ne demek? Bizden daha absürd bir şekilde milliyetçi, şovenist toplumlar da varmış.
Sonradan israilli arkadaşlardan öğrendim ki 3 yıl askerlik yaptıktan sonra, ordudan aldıkları parayla terhis olur olmaz bütün herkes tatile Güneydoğu Asyaya geliyorlarmış. Askerlikte Filistinlilere karşı beraber savaşan kişiler, Taylandda da genelde beraber eğleniyorlar.
Karanlıkta bu çocuk bana yaklaşıp “söyle bakalım nerelisin sen?” diye sormuştu. Biraz tereddüt edip Türkiye deyince, aa, biliyordum, bizim insanlarımız gibi görünüyorsun, ben de Tunusluyum demişti. Sigara ikram etti, kullanmıyorum deyince, nasıl olur, Türkiyede herkes sigara içer beni kandıramazsın diyerek ısrar etmişti. Kıramayıp marlboro olduğunu da görünce bir tane yakmıştım.
Tunuslu bir şeyhin oğluymuş… Tunusdan tanıdığım ilk kişiydi. Ailem burada olduğumu içki içtiğimi bilse beni bir daha eve almaz falan demişti. Biraz sohbetten sonra, ayrılmadan önce telefon numarasını, e mail adresini falan verip, mutlaka bir gün tunusa gel misafirimiz ol falan demişti. O numarayı kaybettim!
Gecenin ilerleyen saatlerine rağmen parti tüm hızıyla devam ediyor…
Zaman geçtikçe ortada ciddi bir miktar kendinden geçmiş ne yaptığını bilmeyen bir insan topluluğu oluşuyor.

Plajda herkesin ortasında sevişen insanlar görmek hiç de sıradışı bir şey değil. Hem de hiç… Ee, yeterli oda yok zaten adada, ne yapsın millet.
Ko Phangan Haad Rin de gün doğumu.
Çok huzurlu bir fotoğraf gibi duruyor… Öyle değil mi?
Ama bu fotoğrafın çekildiği plaj baştan aşağı bira şişeleri, plastik bucket kapları, kendinen geçmiş sahile vurmuş insanlar kaplı… Bunun yanında biraz daha arkada; sahnede aldıkları şeylerin etkisiyle hala dans etmekte olan insanlar, son ses müzik…
[fb-like]



