Yol günlüğü 1: Rainbow, Güney ve Doğu

2011 Haziran 21
by umitb

12 haziran sabahı saat 6 da uyandığımda neredeyse dışarıda tufan vardı. Gece saat 3 e kadar çanta toplamakla meşgul olduğumdan uykusuzluktan düşünemiyordum bile. Bir önceki günün akşamı izmitten çok sevdiğim bir arkadaşımın da rainbowa gittiğini öğrendim, otobüsle gitmeyi düşünüyordu ama ben zaten otostopla gideceğim için birlikte gitmeye karar verdik. Güya saat 9 da izmitte olacaktım da erkenden yola çıkacaktık. Hem yağmurdan hem de seçim sabahı olması yüzünden o saatte dışarıda tek bir araç bile yoktu. Tekrar yatıp saat 9 da uyandım, basit bir kahvaltı sonrası 10 gibi kavacıktan otostopa başlamıştım. İnsanlar yola çıkmak için pazar günü oy kullanmayı beklediklerinden yeterince trafik vardı. Toki de çalışan bir mühnedisle kartal öncesi gişelere kadar geldim. Ertesinde de irana giden yabancı plakalı bir tırla izmit otogarına kadar geldim. Bu arada hep yağmur yağmaya devam ediyordu. Tır yabancı plakalı olduğu için içerisinde takometre yokmuş, satte 110 km hızla gidiyorduk. İzmitte arkadaşımla otogar önünde buluşup otostop yapmaya devam ettik. O anda daha önce hiç görmediğim bir hızda yağmaya başladı yağmur. Tayland Malezya ya da singapurdaki tropik fırtınalar bile o anda yağan yağmur yanında hiçbirşeydi. Bir süre sonra sağanak yağmur doluya döndü ve sığınacak tek yer olan gişelerin saçağının altına sığındık. Yine de yağmurdan kaçmak mümkün değildi. Duş almış gibi oldum.

Devam…

Hiçbiryere Giden; İnce Uzun bir Yol

2011 Haziran 11
by umitb

Ne kadar hafif ve rahat hissettiğimi tahmin bile edemezsiniz. :)

Yol çağırıyor.

Aslında sadece rotamı merak eden arkadaşlarım için hazırladım bu şeyi. Resimden kesin olarak çıkarılacak tek sonuç Avrupaya gitmediğim. Akıntıyla birlikte yol al! Daha iki gün önceye kadar rotanın Türkiye kısmındaki güneye doğru olan kavis yoktu mesela. Rainbow olduğunu duyunca o hale geldi. Yarın güneş doğar doğmaz Fethiyede 1700 m de bir yaylaya doğru yola çıkacağım. 1 gün fethiye 2 gün de yaylaya olmak üzere 3 gün sürecek ilk yolculuğum. Sonrasında Kapadokyaya, ertesinde de Tatvanda bir köyde bir hafta kadar gönüllü çalışıp sonrasında İrana geçmeden önce Nemrut dağında birkaç gün geçirmek istiyorum.

Bu hayatta tamamen özgür olmanın tek yolu, paradan özgür olmak. Hepimizi biz henüz farkında bile olmadan birer köleye dönüştüren şey para.

Ülke büyüyor, ama birazcık düşünebilen herkesin görebileceği gibi bu büyüme sadece borçta olan bir büyüme. Geleceklerini 6 aylık telefonlarını atıp bir üst modeli almakla değiş tokuş ediyor insanlar. Zaten telefonlar 6 aydan fazla da çalışamayacak,  7. ayda bozulacak şekilde üretiliyorlar. Bu arada bütün bu saçma sapan şeylerde gereken enerjiyi üretmek için ülkenin bütün ormanları katlediliyor, bütün akan sularına HESler kuruluyor, bir gün bütün yaşamı sonlandırabilecek nükleer enerji santralleri inşa ediliyor.

Bize önerilen işlerin hepsi boktan, bütün bir gençlik Marx&Spencer da kimsenin ihtiyacı olmayan elbiseler satmaya, Mcdonalsd ta zehirli yiyecekleri sevis etmek üzere 10 saat köle gibi çalışmaya özendiriliyor. “Aman bir işe gir çalış yavrum.” Karşılığında aldıkları paralarla ancak işe gitmek için toplu taşımada şöförün duymak istediği “di-diit” sesini çıkarmaya yarayan akpilleri doldurabiliyorlar. Arta kalan para varsa bunları da ölümlerini hızlandıracak nikotin satın almak için harcıyorlar. Beni asıl çıldırtan şey insanların bu gibi yerlerde çalışmak için sıraya girmesi. Yaptığı işi severek yapan tek bir insan bile tanımıyorum. (Eğer bunu okuyan ve yaptığı işi seven birisi varsa, harika! Seninle tanışmayı gerçekten çok isterim.)

Büyük oyuncaklara sahip küçük adamların nasıl yaşamamız ve ne gibi özgürlüklere sahip olmamız gerektiğini sürekli olarak kontrol etmeye çalıştığı küresel bir sidik yarışının ortasında yaşıyoruz. Teşekkürler ama ben almayayım.

Düşük bütçeli seyahat= Sürekli parasızlık

Bütçesiz seyahat= Sürekli süpriz

Sevgilerle,

Ümit

[fb-like]

The Money Delusion-Para Yanılgısı

2011 Mayıs 29
by umitb

(credit)

Belki de hiçbir zaman parayla iyi olmadım. Annem hep benim için sahip olduğum tüm parayı öylece harcadığımı çok tutumsuz olduğumu söylerdi. Aslında çok fazla paraya sahip olup, aileme sık sık cömert hediyeler almak, çevremdeki bütün insanların çalışmasına gerek kalmayacak kadar onlara destek olabilmek gibi güzel hayallerim olduysa da bunların gerçekleşmesinin neredeyse imkansız olan tatlı hayaller olduklarını anlamam çok uzun sürmedi. Bu yüzden aslında hiçbir zaman büyük paralar kazanma hırsım olmadığını söylemiş olsam yalan söylemiş olmam. Sahipken harcadım, yokken.. Harcamadım. :) Para ara sıra bolca var olduğu zamanlarda beni asla mutlu etmedi. 1 yılda yaptığım seyahatlere dönüp baktığımda en keyifli gezilerimin parasız ya da çok az parayla yaptıklarım olduğunu görüyorum.

Bunun yanında ilişkiler söz konusu olduğunda para her zaman mutsuzluk getirdi.(kadınlar istisna) Bu yüzden paranın toplumda ve yaşamımızdaki fonksiyonunu anlamada güçlük çekiyorum. İnsanı mutlu etmiyorsa, hatta tam olarak bir takas biçimi olarak bile işlevini sürdüremiyorsa ne işe yarar para? Bütün insanların yaşamlarını bu şeyin peşinde koşturarak geçirmeleri ve bütün özgürlüklerini bir avuç para ile değişmeleri insanın canını acıtıyor. Piramit şeklindeki sosyal düzende tabandaki insanlar hayatlarının başından sonuna kadar aç kalmamak için çalışmak zorunda kalırken geri kalanlar sadece paradan para kazanarak sonsuza kadar gidebilecek bir refah düzeni içerisinde yaşayabiliyorlar. Bütün işi makineler yaparken, bir avuç insanın bilgisayarlar üzerinde birler ve sıfırlarla oynayarak çok hayati bir şey yapıyormuş gibi davranmaları ve geri kalan insanları karınlarını doyurmak için ofislerini ve tuvaletlerini temizlemeye, pizzalarını teslim etmeye ve benzin istasyonunda pompacılık yapmaya zorlamaları insanı düşündürüyor.
Çevremdeki bütün herkes para olmadan yaşanamayacağını düşünüyor. Eğer gerçekten insanların düşündüğü buysa, yaşamlarının kontrolü kimin elinde?
Şu anda finallerin ortasında Finans ekonomisi, Gerçek ekonomi hakkında uzun uzun şeyler yazabilecek enerjim yok. :) Aslında böyle bir şey yapmak gibi bir niyetim de yok. Uzun lafın kısası bu yaz 4 aylık bir tatilim; karşımda da iki seçenek var:
Bir: Önerilen saati 4 tl lik işi kabul edip günün 10 saatini bir mağazada kimsenin gerçekten ihtiyacı olmayan giyim ürünlerini satmaya çalışarak geçirmek, (modern kölelik),
İki: Seyahat etmek.
Para yok… Hayır, bu sefer hiç yok. Ama ben para olmadan yaşanamayacağını düşünmüyorum. Birçok şekilde seyahat ettim. Aşırı lüks zamanlar da oldu, 20 tl ile bir ay gezdiğim de.
Üşenmedim bütün gezilerimin bir listesini çıkardım, harcadığım para miktarını ve edindiğim arkadaş sayılarını yanına yazdım. Hiç de şaşırtıcı olmayan sonuç: para miktarı azaldıkça edindiğim arkadaş sayısı ve doğal olarak gezinin keyifliliği artıyordu.


İnsan ara sıra seyahat tarzını değiştirerek farklı şekillerde seyahat etmeli. :) Ayrıca en huzurlu haline ve en saf düşüncelerine paradan tamamen arındırılmış bir yaşam tarzıyla ulaşabileceği gibi bir his var içimde.

Şimdilik hoşçakalın,

Sevgilerle!

Otostopla seyahat etmek için 5 harika neden!

2011 Mayıs 12
by umitb
[fb-like]
1-Yürümek ve bisikletle gezmekten sonra otostop en çevre dostu seyahat şeklidir;
Otostopla Malezya Singapur
Otostopla seyahat etmeyi seviyorum. Bence en güzel seyahat şekillerinden birisi otostop. İnsan seyahat etmek gibi görece keyfi bir şey yaparken doğaya elinden geldiğince az zarar vermeli. Otostopla giderken bu yerine getirilmiş oluyor en başta. Onun ilk artısını çevre dostu olması olarak sayabiliriz. 

2-Otostop sosyaldir;

İkinci olarak söylenebilecek en iyi şey otostop sosyal bir seyahat şekli olduğudur. Bir yerden diğerine giderken otobüste olduğu gibi genel olarak karşınızdaki LCD ye boş boş bakmazsınız. Yol alırken bir sürü insanla tanışır her birisinin yaşam hikayesine tanık olma şansı bulursunuz. Nasıl olsa otostop yaparken size küçük bir jest yapan insan sizi muhtemelen bir daha hiç görmeyeceği için olabildiğince doğal bir ilişki olur bu. Hiçbir maske yoktur. Yolda insanlar olabildiğince doğal olarak ifade ederler kendilerini. Bu ilişkide yalan, kıskançlık ve yalakalık yoktur. Bu sayede insan yaşamını daha önce hiç olmadığı bir açıdan gözlemleme şansı bulabilirsiniz.

3-Otostop bilgilendiricidir;


Otostop bilgilendiricidir. Bunu da üçüncü faydası olarak sayabiliriz aslında. Otostop yaparken Lonely Planet’e ihtiyacınız yoktur. Görmeniz bilmeniz gereken her şeyi güncel olmayan bir kitaptan öğrenmek yerine yaşayan insanlardan öğrenirsiniz. Sadece bu kadar mı? Tabi ki hayır. Yaşam dersleri almak için de müthiş bir şeydir otostop. Şoförlerden  birçok tavsiye alırsınız. Hayatlarındaki bütün pişmanlıklarını fırsatını bulmuşken bir bir döker çünkü hepsi size. O yollardan gitmemeyi öğrenirsiniz. Ya da gidecekseniz, aynı hataları yapmamayı… 

4-Otostop eğlencelidir;

Otostop maceracıdır! İnsana heyecan verir. Otobüste trende ya da uçakta olduğu gibi bir zaman cetveliniz veya kesin olarak ulaşacağınız bir yer yoktur önünüzde. Geceyi öğleden beri beklemekte olduğunuz bu noktada geçirebilir, ya da güneş batarken bulduğunuz bir araçla gece boyunca 1200 km yol alabilirsiniz.  Aç kalabilmeniz mümkünken, dünyanın en güzel köy yemeklerini yeme şansınız da vardır. Uykusuz yorgun bir gece geçirebilecekken geceyi şoförünüzün sizi misafir ettiği bir konforlu bir evde de geçirebilirsiniz. Her şey belirsizdir. Ve aslında kesin olan tek şey iyi vakit geçireceğinizdir.

5-Otostop bütçe dostudur;


Otostop hakkında son olarak söylenebilecek bir şey varsa bu da onun bütçe dostu olduğudur. Otostopla yapılan geziler diğer bütün türlerden en az birkaç kat daha az parayla yapılabilirler. Ama para harcamamak ya da bu yolla para kurtarmak asla asıl amaç değildir hiçbir zaman… Bu yolla seyahat eden gerçek bir gezgin parası olduğunda onu harcamaktan, paylaşmaktan çekinmez. Çünkü ihtiyacı olan her şeyi yolda bir şekilde bulabileceğinin bilincindedir. Her şeyi insanların iyi niyetine borçlu olan birisinin de doğal olarak iyi niyetli olması gerekir. Otostop paylaşmaktır aslında. Sadece ucuz olduğu için para gitmesin diye otostop yapmak sanırım işin doğasına aykırı…
Eğer ilk saydığım 4 özellik olmasaydı tek otostop deneyimim, para olmaması yüzünden yaptığım ilk otostopum olan Edirne-İstanbul olarak kalırdı… Bundan önce otostopla seyahat etmeyişimi de tamamen “sadece parası olmayanlar otostop yapar” düşüncesine borçluyum. Aslında bütçeyi korumak için başladığın otostop zamanla profesyonel bir tutkuya, bir spora dönüşüyor. Sen ne düşünüyorsun? :)
[fb-like]

Bir Dost: Bastien Perret – Tekerlekli Sandalyeyle Tek Başına Dünya Turu

2011 Mayıs 3

8285500_l_c1f81c11df1967775dc00e40c1a4395b

Bastien hepimizin tanıması gereken bir çılgın! Yaşama enerjisiyle dolup taşan 33 ünde delidolu bir insan. Tamı tamına 6 yıl önce geçirdiği acı kaza da bu enerjisinden hiçbir şey götürememiş, hatta tam tersine daha da tutkuyla yaşama sarılmaya itmiş Bastieni. Biz olsaydık ne yapardık? Son derece sağlıklı olduğumuz halde yerimizden kıpırdamamak için binlerce bahane üretirken, herşey aleyhimize gittiği sırada yaşam karşısında böyle bir tavır alabilirmiydik? Bastieni sıradışı yapan özellikler işte bunlar! O enerjisi ve yaptıklarıyla kendisini izleyen diğer insanları daha tutkulu yaşamaya iten birisi.[fb-like] Devam…

« 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 »