Bütün insanlar kanun önünde eşitmiş! Nah eşit!. Türkiyede başka hiçbir yerde eşi bezneri görülmeyen bir sınıf sistemi var.

Şöyle ki bir ayak tabakası var bunlara halk ya da umum deniliyor, bunlara çoğu yerde geçmeyen bir Laciviert Pasaport veriliyor ve binbir ülkenin konsolosluğu kapısında vize almak için süründürülmeye terk ediliyor.
Memur olup biraz daha yükselip devleti baba ya yıllarca 09.00 15.00 çalışarak sadakaetini kanıtladıktan sonra sana bir Yeşil Pasaport veriyorlar, bu görece biraz daha rahat, Laciviert Pasaport un aksine dünyada biraz daha insan muamelesi görmeni sağlıyor tıpkı bir Avrupalı gibi. Gri Pasaportu devlet sadece sana işi düştüğü zaman veriyor, seni “umumdan” ayaktakımından kısa bir süreliğine de olsa ayırmak için. Kırmızı Pasaport ta devletin kendisi oluyor zaten. Bunu bi Amerika Kanada Avustralya gibi aşmış ülkeler bir de Afrikadaki hiçkimseyi tınmayan birkaç ülke tanımıyor işte o kadar.
….Eşitmiş! Hah. Pasaportların renklerini değiştirseniz ne olur!?! Çocuk mu kandırıyorsunuz sanki.
Bir de Türk pasaportu taşımak “zorunda” kalmayan, çifte vatandaşlığı olup da başka bir ülkenin pasaportunu kullanabilen şanslı bir azınlık da var tabi. Onlara hiç girmeyeceğim…
(Bu sayfadaki bana ait olan tek resim! haha; fotoğraf makinem olmadığından farklı metodlar kullanmam gerekti)
Cuma günü; haftasonu için yapılması gereken ödevin süresinin bir hafta uzatıldığı haberini alır almaz, aklımda birsürü tilki dolaşmaya başlamıştı. Tamam dedim kendi kendime Edirneye gidelim, ama otostopla olsun, heyecanlı olsun. O gün okula da bisikletle gitmiştim, bir arkadaşla buluşmak için eminönüne geçtim, daha sonra bir arkadaşın da yoğun ısrarlarım sonucu Edirneye benimle birlikte gelme olasılığı doğdu. Saç traşı oldum, eve geldim(bisikletle) Arkadaşın gelemeyeceğini öğrendim ve tüm bu süreçler içerisinde saat 19.00 olmuştu zaten. Otostop fikrinden tamamen vazgeçip, ne yapacağıma yarın sabah karar vermek üzere uykuya daldım.
Devam…
Heinz Stücke; Yolda Bir Ömür…
Heinz Stucke yi tanımayan çok az bisikletçi vardır. Bisikletle uzun yollar yapıp da bu efsanevi kişiyi tanımamak mümkün mü? Uzun yol bisikletçileri arasında Heinz Stuckeden daha deneyimli tek bir kişi daha bulmak imkansıza yakın. Almanyadaki evinden 1962 de ayrılmak ve o tarihten bugüne “yolda” olmakla oldukça sıradışı bir yol hikayesi sunuyor Heinz bizlere…
Yaklaşık olarak yolda geçen 50 yıl ve Almanyadaki evini terkettiği 22 yaşından beri tekerleklerinin altından akıp giden 600.000 km ile Heinz duyanları adeta şaşkına çeviriyor.
Devam…
Uzun bir aradan sonra tekrar herkese merhaba…
Sınavlar, ödevler, projeler, iş ve toplantılar; hepsiyle birden ilgilenirken blogu iyice ihmal ettim.
Öncelikle blogdaki birkaç değişiklikten bahsetmek istiyorum. Binbir zahmetle saatlerce uğraşa didine, blogspot temasını değiştirmeyi başardım! Blogun yeni temasıyla wordpress kullanmaya da gerek kalmadı bence.
Bir diğer değişiklik de blogun adresi oldu. “Onsekizimdensonra.blogspot.com” adresini,
seyahat bursu sonrası yapacağımız interrail için aldığımız ama
burs hayallerimizin gerçekleşmemesiyle ortada kalan “yolda.org” adresiyle değiştirdim. Hatta bir de adres çubuğunda çıkan blogger logosunu değiştiyip, turuncu arka fonlu bir “Y” harfi koydum! (Bunları yapmak çok zor şeylermiş gibi gelirdi, ama bir kere yaptıktan sonra aslında ne kadar kolay olduklarını anlıyorsunuz.)
Devam…